ANA SAYFA
Guestbook Tüm Türk islam Aleminin Mübarek Ramazan Bayramı Kutlu Mutlu olsun H A Y I R L I Bayramlar Hayırlı Referandumlar...

Tüm Türk islam Aleminin Mübarek Ramazan Bayramı Kutlu Mutlu olsun H A Y I R L I Bayramlar Hayırlı Referandumlar...


Bahçeli: İsrail'in saldırısı karşılıksız bırakılmamalı
Bahçeli "Bu saldırının anlaşılması, kabul edilmesi ve izahı hiçbir şart altında mümkün değildir. İsrail'in Türk gemilerine düşmanca saldırısı karşılıksız bırakılmamalıdır.Türk hükümetinin, Türkiye'ye açıkça düşmanlık ilanı olan bu saldırıya tepkisi geçici ve göstermelik olmamalı, kağıt üzerinde ve sözde kalmamalıdır." dedi.

Bahçeli'nin açıklaması şu şekilde:

Türkiye dün gece yarısından sonra yaşanan iki saldırıyla sarsılmıştır.

Hatay'ın İskendurun ilçesinde Deniz Üs Komutanı'na bağlı ikmal birliğine yapılan hain terör saldırılarında 6 askerimiz şehit olmuş, 9 askerimiz de yaralanmıştır.

Bunun yanı sıra Gazze'ye insani yardım malzemesi götüren Türk bayraklı sivil gemilerimiz İsrail'in askeri saldırısına uğramıştır.

Bu saldırı sonucu hayatını kaybeden ve yaralanan vatandaşlarımıza ilişkin bilgiler henüz netlik kazanmamıştır.

Bu iki saldırıyı nefretle kınıyorum. Şehitlerimize ve hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaraları kardeşlerimize acil şifalar dileklerimi iletiyorum. Gazze'ye İsrail tarafından uygulanan insanlık dışı abluka altında yaşam savaşı veren Filistinliler'e insani yardım malzemesi götüren gemilere saldırıda bulunulması barbarlıktır.

İsrail'in Türk bayraklı sivil yardım gemilerine uluslararası sularda askeri müdahalede bulunması uluslararası hukuka aykırı, ahlak ve insanlık dışı düşmanca bir saldırıdır.

Bu saldırının anlaşılması, kabul edilmesi ve izahı hiçbir şart altında mümkün değildir. İsrail'in Türk gemilerine düşmanca saldırısı karşılıksız bırakılmamalıdır.

Türk hükümetinin, Türkiye'ye açıkça düşmanlık ilanı olan bu saldırıya tepkisi geçici ve göstermelik olmamalı, kağıt üzerinde ve sözde kalmamalıdır. Başbakan Erdoğan'ı Latin Amerika gezisini keserek derhal Türkiye'ye dönmeye ve bu saldırıya karşı etkili, sonuç alıcı ve bu hasmane hareketle orantılı somut tepki göstermeye davet ediyorum. Bu çerçevede AKP hükümeti;

- İsrail'deki Büyükelçimizi derhal ve süresiz olarak geri çekmeli,

- İsrail'le askeri alandaki ilişkileri ve savunma sanayi işbirliğini kesmeli,

- Uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Yasası'na açıkça aykırı olan bu saldırıyı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne götürerek İsrail'in en ağır şekilde kınanması için gerekli girişimlerde bulunmalı,

- İsrail'in zorla elinde tuttuğu gemilerimizin süratle iadesi sağlanmalı,

- Bu düşmanca saldırı nedeniyle tazminat dışında İsrail'in Türkiye'den açıkça özür dilemesi için gereken yapılmalıdır

DÜNDAR TAŞER ve GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ (Değerli Hocamiz Muhittin Arar ın Aynı isimli çalışmasinin Bir bolumunu sunuyoruz)

              DÜNDAR TAŞER ve
        GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ

       Unutulan/Unutturulan Taşer’ler

       Kahramanları, yıldızları, ışıkları yazmak fikrim vardı, nasılını yoğurmaya çalıştığım... Bilge Kağan’dan bugüne bir kırk elli kahramanı; devlet kuran, sanatkâr, fikir adamı, mimar... Onların yaşadığı günü yaşayabilmek ve yaşayanlarla birlikte olmak hayalim ne kadar tutarsa şimdi bizlerle yaşayan gençlik, çocuklarımız ve kıyamete doğacak nesil de bu ilhamdan, ışıktan gıda alacak;  yeri geldi mi canlar verip canlar alanlardan yüreklenecek...  gençlik, Köroğlu’dan sazını, eski kuşak ozanlardan kopuzunu yüklendiği gibi dağlar onların oyuncağı olacaktı. Göçetmek durumu yaşandı diyelim, yazmak bir başka iklime. Bizimkisi hissettirmek, duyurmak. Kimin yaptığı çok manidar değil. Bunu,  yazacaklara ihbar da sayabilirsiniz. Doğacak bebeklerin kulağına Ezan, gözbebeklerine gidecekleri yolun kilometresi, Türkçe’yi nasıl olur da yeniden dünya dili yapma emri, mecburiyeti gibi... Yazılacak  devler arasında tabi ki Dündar Ağa  da olacaktır. Belki ilk on ad saysak ilk başlarda... Ruhumda kopuzdan saza, mehterden ezana seslerin; bir kış serinliğinde geçtiğimiz Seyhun kıyılarınca körpe birliktelik ve bir oluşun  ayağa kalkışta ön sözü olacak. Bu destanı  artık kim yazarsa yazsın... Biraz da vakit. Mübarek Ramazan’da cümle iman ehli ervahla birlikte olduklarından şüphesiz, notları tararken Dündar Taşer muhabbetimize bir deneme olsun, şu satırları karaladık. Bilineni, yinelenenleri; coşkusu, ahı vahı üstünde bir mektup, bir başkaldırı, bir ayağa kalkış, uyanış diriliş sayfalarından sayın... 

         Unutulan/unutturulan Dündar Taşer’ler ve Bitirimlerin “kurşun askerleri”.

          99’lu yıllar.  Necdet Sevinç Ağabeyimizin kulağını mı çınlatacağız yoksa yüreğini mi acıtacağız  bilmem de, Necdet Abi Ocak’ta gelenlerle sohbet ediyor.Genç, liseli, bakkal, pazarda maydanoz satanı... Belki geçmişte yaşanan münferit olaylardan sıyrılma, genci, yetişkini harmanlama tecrübesiydi, ama netice umulduğu gibi çıkmamıştır; Yavuz’un, ”Orduya nalbant karışmış” tepkisine müstehak bir durum.  N. Sevinç, o günkü buluşmalarında Dündar Taşer’den söz etmektedir.Orta yaşlardan birisi araya girip bağırmaktadır, kendini göstermek adına:  ”O bakkal mı? Bizim sokakta idi taşındı!” 
         “Yazarını Kurşunlatan Yazılar”ın Yazarı’nın zor dakikalarıdır...  Kuvayı Milliye’den, milletvekilliği adaylığını “bir ülke adına” denemeğe geldiği saatlerdir; adı sertliğe, geçimsizliğe çıkmış bir kere, kahretsin. Sabretmeli, kırmamalıdır bu “ilgisizi(!)”  Sevinç, gerçekte kaç yıl sonrası kendi şehrinde misafirliğinin yanı sıra harekete muzırlar sızmasın diye kendini cepheye atmıştır. Ülkücü katillerinin yakınları, eroin-silah ticaretinin piyonları dahil ortalığı boş bulanlar varsa geçit vermeyecektir en azından veya aklı sıra. Sistem bu, alınan karar bu. Cumhur; Tepeye’ tehdit savurmuştur: ”Eğer delegeye başvurmazsa”  imişler. “Bitirimler”, “Türkeş’i sandığa gömmüş-müş. Bahçeli’yi mi dinleyecekmiş...”  İlk arenaya çıkalacak günlerdir.  Öyle ya “bitirimler” 83 sonrası dönemin her renginden para kazanmıştır.Şimdi, döküleni dağıtsalar-mış. Doğru vatan çocuklarının kahir ekseriyeti hâlâ çorbaya muhtaç. Yaraları sarılmamış. Onlar, nasıl olsa her köyden, soy, oymaktan, yandaş bulabilir, dalkavuk, bir yakınlaşmaya eğilecek “kurşun asker”den  yüzlerce delege yazmış yazdırmış bir işgal boşluğunda. Hesap bu... Delege dalkavukluğunun tek geçer yol kılındığı, dava adamlarının delegenin ağzına atıldığı günlerdir. Bunları hiç te hesaplamadan kurşunlanmış parmaklarının gücünce ne gerekse yapardı, ama, biliyordu ki cümle Ocak; çarşı pazar ülkeden, memleketten, dünden o kadar kopmuş; geride,  ”bitirimlerin elinde.” Delege dediğin nasıl bir şeyse demokrasi oyununda bir köyden kırk, bir fabrikadan yüzlerce kimsenin yazılabildiği, acıdır; irfansız bırakılmış, çoğu belki gerçekten içtenlikli kimselerdir.  Dündar Ağa’mla ilgisi ne diyenlerinizi duyuyorum. Var veya yok, denk geldi işte... Necdet Bey, binbir hayıfla, yeri gelmiştir, ayağa kalkması, o meşhur tavırları gerekse de yapamamış, edememiştir.  Ardından, yine etrafını saran hayranlarına, hasret gidermeğe çalışan hemşehrilerine dert yanmıştır: ”Üstelik burası Gaziantep..”.  Soyu, soyadı yaşamaya devam eden Taşer. Eh, lutfetmişler, çok sonraları adı bir liseye verilecektir her nasılsa?  Bu ülkede  Ho-Şi-Min’in adını vermedikleri, resmini asmadıkları yer kalmadı ama, Taşer’lere de bu kadarı... İyi kötü, Taşar, Taşer adı soyadı var. Kitapla, yazı, dergi, makale ile çoklarımızın işi olmaz. Üstelik, vatanı kurtarmağa gelen; çoğu bitirimcilerin yandaşı, akraba uşağı maksat alan kapatmak ve nefes alacak kadar  kimseye, yeri gelirse düşüncelere fırsat vermemek adına ertelenmi bir karşılık veya yapılacak çok şeyimiz var, söyleyecek sözümüz, yazışacak yazımız; dünden güne ve sonsuza diyerek... 


         Taşer kimdir?
         Dündar Taşer 1925 yılında Gaziantep’te dünyaya gelmiş, köklü, töreli bir aileye mensup milli kültürle yoğrulmuş bir büyük dava adamı. Çocukluk çağından itibaren köklü ve derin bir Türk terbiyesi almıştır. Çocukluk yılları Gaziantep’te geçen geleceğin asker-mütefekkiri bu adamı,”Haydi oğlum mehmetçik gibi yürü!” ülkü ve özlemiyle büyüttükleri Dündar’ı Kara Harp Okulu’na vermişlerdir. Dündar, tank sınıfına teğmen olarak ordu saflarına  katılmıştır. Kurtuluş günlerinin havası tümüyle milletimizi sardığı o günler her ailenin çocuğu için düşlediği ülkü yiğit bir ordu neferi olmasıdır. Bugün dahi bir askere uğurlamada dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir millette görülmeyen ve görülmeyecek olan savaştan öte düğün-savaş karışımı bir askere gönderme kültürünün en canlı olarak yaşandığı bir Gaziantep genci olarak.
          Taşer’in ailesi Türklüğün meselelerinin çözümünde belki bir gün çocuğuna da iş düşer, çözer hayalindedir; Kilis’ten ötesi üç adım Halep ve bu Osmanlı Türkü’nün toprakları işgal güçlerince cetvelle çizilip elimizden alınmış; ”çalınmış hudutlar” bizlere el sallayıp durmaktadır. Bugün karşımıza çıkan, daha çıkacak olan Türklüğün  nice nice meseleleri için...


           27 Mayıs ve sonrası...
           3 Mayıs 1944 olaylarını yani Türk milliyetçilerine karşı düzenlenen tertipleri, hem Rus korkusuyla titreyen sözde devlet adamları, eğitim kadroları, kara-siyah cübbelilerin, sözde basına el koymuş düzmece yazar çizerlerin hezeyan, öfke ve korkaklık-larını yakından takip etmiş, ardından sürüp giden bu çaresiz debelenmelere karşı bir dur hareketinde Albay Türkeş Bey’in yanında yer almıştır. Türkeş, Dündar ve arkadaşlarının amacı, memlekette fazla kan dökülmeden memleketin durulması, idareyi bir parti adına ele geçirmeye çalışanların oyunlarını bozmak ve hiç değilse makul zamanda bir takım reformları gerçekleştirdikten sonra ordunun bir daha siyaset dışı kalmalarının temellerini atmaktır. (Gerçi bir 27 Mayıs yazısı başka bir şeydir. İleride de tartışılacak 27 Mayıs’larda rol alan sağ-sol asker kökenli olanların çoğu bir noktada birleşmektedir: En az ülke düzlüğe çıkana kadar sivil idareye geçmemek. Toprak ve tarım reformundan, ekonomik kalkınma, dil, kültür ve eğitimde yılların ihmalini giderme. Gerçekten de içinde bulunduğumuz dertlerin giderilmesi çaresi bugün de biraz bunlar değil mi?Muhsin Batur ve bazılarının anılarından okuyoruz.İp başka ellere nasıl geçer, baştan oyunu yazanlar nasıl bir başkasıyla dans eder, konumuz dışındaki bir durumdur.)Türkeş ve ona yakın, onun gibi düşünen subayların hatıralarına, konuşma ve konferanslarına baktığımızda bunları görürüz: Güçlü, milli bir devletin tecessüsü gerçekleştirilmelidir. Bugün ayrılık zılgıtlarıa sebep feodal artıkların temizlenmesi, düzenli olarak kalkınma; tarım ve sanayide hamleler yapma, sermaye, mal ve diğer varlıkların hakaniyet içerisinde millete dağıtılması...  gibi.Ayrı bir konu olmakla birlikte bu mücadeleyi sürdürememişlerdir. Kaderin bir cilvesi diyebiliriz, ama, her büyük adamın bazı zaafları vardır. Genç binbaşı Dündar’ın da briç hastalığı. Burada zikretmek gerekir mi diyebiliriz, olsun, olaylara çekincesiz yaklaşa-bilmeliyiz. İhtilalin ilk günleri,geride neler olduğu pek te bilinmiyor. Komutanı Türkeş; ”Dündar Radyoevi’ni koru, eve kadar gidip geleyim, çocuklardan bir haber alayım, onlara yiyecek ekmek parası da bırakama-mıştım”  deyip çıkmasıyla, Dündar, iyi niyetlidir. “Ne olacak yani”, deyip kapıdan çıktığında olanlar olmuş ve İhtilal’in ipleri pusuda bekleyenlerin eline geçmiştir. 14’lerin çoğu sürgüne gönderiliyor, Dündar da Fas’a. Yarım asır sonra,  olup bitenlerin tartışması devam ediyor...
        Hiç deyilse 27 Mayıs’ın akışı bazı gürûhların eline geçmesin endişesiyle olayların ortasında kalanlar, beklenmedik taktiklerle bir bakıma giderilen ve tasfiye edilenler olartak özetlesek te, doğrusu bitmeyecek bir tartışma halindeki bu durumun kanaatimizce haklı haksız karşılığı yaşanmış olsa da değerlendir-mesini tarihe bırakalım. Başbuğ ve Dündar Ağa ve arkadaşlarını birlikte ve zaman zaman aralarındaki tartışma, kimileri ile ayrışma ve yaşanılan terslikler olması doğal değil mi? Kestirmeden söyleyelim. Hatasızlık Allaha mahsustur, Amenna!... Ama, “Lider veya dava adamalarında olmazsa olmaz özelliklerin en ilki  içtenliktir!..” Duygu derinliği, irfan genişliği, ufku öteleri sarabilmek... Hata olacaktır. Ders çıkarmak ve yeri geldiğinde özür dilemek, yeri geldiğinde bilgi vermek bilgi almak, inatla ve ısrarla hedefe kilitlenmek, yöntemi, araçları değişse bile, hedefi daha uzaklara taşımak geliştirmek...

        Bilge Kağan, Tonyukuk...
        Yurda döndüklerinde Dündar da 14’lerin çoğu gibi CKMP’ye, Türkeş Bey’in, komutanı Başbuğ’un parti kurma çalışmalarında bir veli teslimiyetinde katılmış; daha ziyade eğitim ve irşat işleriyle uğraşmış, gençliğin yeniden yoğrulmasında görülmeyen derinlik ve çapta bir soluk olmuştur; millet, milletin gençliği tıpkı Bilge Kağan’ların, Tonyukuk’ların bir milleti yeniden uyandırma ve diriltme gayretlerinin örneği olmuştur. Bir var ki, bugün dahi ne devlet,ne de yediği ekmekte, düşüncesinde payı olan hareketin yetiştirdiği kadroların aklına gelmiyor. Niçin bir Dündar Taşer üniversitemiz yok. Taşer Enstitüsü, Akademisi. Hiç değilse Kıbrıs’ta olsun, Türk Dünyasında bir Alparslan  Türkeş Üniversitesi?... Türk Ocakları vebalini ortadan kaldırabilir, Türk gençliği yeniden o ruhla geleceğe sarılabilir.


        İki olay:
        Kahramanların destan tarafı olur. Doğrudan yaşayanlar kaleme aldı mı bilmem, iki olayı hafızalara sunmak gerekir:
         Türkeş, Dündar Ağa ve birkaç arkadaşı Bursa’dadır. Altın Park’ta yüksek öğrenim gençliği ile. Bu arada inançlı-vatansever gençliğin etrafını sardığı Seyit Ahmet Arvasi Hoca, Bursa Eğitim’dedir. Çağrılan gençler Arvasi Bey’e haber verirler, gönüllerindeki, “Hocam gel şunların haddini bildir....” Yine  o günlerde de Devlet diyenin de, yıkmak zavallılığında bulunanların da barışık olmadı-ğı, daha doğrusu bilmediği “İslâm”, dinimiz İslâm. Türkeş’te, o kimselerden midir? Arvasi Bey, ortalığı tuz buz yapacak bir soru sorar, 27 Mayıs’ın gadrine uğramış bir ailenin çocuğu olarak ta. “Siz, namazın yararına inanıyor musunuz!...” “Türkeş >>>DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

MHP Genel Sekreter Yardımcısı Yaşar Okuyan, Deniz Güçer'in "12 Eylül'ün sıraları" yazı dizisinin ilk bölümünde Türkeş'in hayatıyla ilgili datayları da anlattı..


AFFETMEK ALLAH'A MAHSUS
'12 Eylül 1980 darbesi öncesinde toplum tam anlamıyla cinnet geçiriyordu. Her gün yeni ölüm haberleri geliyordu... Bir onlardan, bir bizden... Sonra darbe... 3 yıla yakın hapis yattım, 10 yıl idamla yargılandım. Mamak Cezaevi'nde sağcı da, solcu da insanlık dışı şeyler yaşadı. Diyarbakır'da, Metris'te, Mamak'ta olanlar araştırılmalı ve hesap sorulmalı. Kenan Evren'i affeder miyim? Affetmek Allah'a mahsustur...'

İKİ KARDEŞ BİRİ SOLCU BİRİ SAĞCI
Bu ifadeler dönemin MHP Genel Sekreter Yardımcısı Yaşar Okuyan'a ait... Ancak Okuyan'ın o dönem bir farkı daha vardı. O puslu havada gerçekten 'Kardeş kardeşe düşmüştü'. Ve Okuyan Ailesi o ailelerden biriydi. Arif ve Yaşar tamamen farklı iki siyasi kanatta birbirlerine karşı savaşıyordu. Biri solcu diğeri sağcı. Biri DİSK'te aktif görev yaparken, diğeri MHP Genel Sekreter Yardımcısı'ydı ve devrimcilerin nefret ettiği Türkeş'in sağ koluydu. Arif, soyadını ağabeyiyle aynı olmasın diye 'Ekim' olarak mahkeme kararıyla değiştirdi. Zıt kutuplardaki iki kardeş tam 10 yıl hiç konuşmadılar. Arada kalan anneleri yıllarca gözyaşı döktü.



TÜRKEŞ'LE 14 YAŞINDA TANIŞTI
Yaşar Okuyan'ın henüz 14 yaşında bir çocukken ilk kez gördüğü Alparslan Türkeş'le Yalova'da başlayan macerası, 12 Eylül'e, Mamak Askeri Cezaevi'ne, Dil Okulu'ndaki tutsaklık günlerine ve idamla yargılandığı Sıkıyönetim Mahkemeleri'ne kadar uzandı. Okuyan, cezaevinden çıktıktan sonra yıllarca takım elbiselerinin vatkasında 'Bir gün yeniden oraya gidersem intihar ederim' diyerek jilet taşıdı. Ve darağacının gölgesinde 10 yıl süren davadan beraat edip siyasete atıldı.

EVREN'LE İLK KEZ BAŞBAŞA
Yıllar sonra bir gün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda 'Bakan koltuğunda' otururken, içeri ihtilalin komutanı Kenan Evren girdi. Biri ihtilalin mağduru, diğeri komutanı iki insan, ilk defa baş başa bir araya geldiler... MHP eski Genel Sekreteri Yaşar Okuyan, anılarının tamamını önümüzdeki günlerde yayınlanacak bir kitapta anlatacak. Kitabın en önemli bölümlerinden birini de 12 Eylül süreci oluşturuyor. Okuyan, darbe günlerine ilişkin bu bölümü ve uzun yıllarını birlikte geçirdiği ülkücü hareketin lideri Alparslan Türkeş'le olan anılarını AKŞAM'a anlattı. Alparslan Türkeş'in ilk kez günışığına çıkan çok özel fotoğraflarıyla, Okuyan'ın gözünden darbe günleri.

TÜRKEŞ'İN KAPISINDA SOPAYLA NÖBET TUTTUM
Bugün 12 Eylül'ün 29. yıldönümü. O dönemi tüm şiddetiyle yaşayan isimlerden Başbuğ'un sağ kolu Yaşar Okuyan bir dönemin sırlarını gün ışığına çıkarıyor

Yaşar ve Arif Okuyan, İstanbul Fatih'te yaşayan Rize Çayelili bir ailenin iki oğluydu. Yaşar Okuyan 1950 yılında dünyaya geldi. Sabire ve Sultan Okuyan senelerce 'Sefertası' adını verdikleri küçük bir bakkal dükkanını işlettiler. İki oğullarını okutmanın mücadelesine girdiler. Okuyan'ın çocukluğu ilginç bir döneme denk geldi.

O yıllarda mitingler, Okuyan Ailesi'nin evinin hemen yanındaki Fatih Camii'nin avlusunda düzenleniyordu. Rahmetli Menderes'i ilk orada gördü. Hayat bu. O yıllarda küçük Yaşar, CHP Fatih İlçe Yönetim Kurulu üyeliği yapan babasıyla sokaklarda CHP bayrakları asıyordu. Bir sabah uyandıklarında kapılarında DP döneminin kırmızıyla boyanmış ünlü çarpı işaretlerinden birini buldular.

Derken bir başka sabah marşlarla gözlerini açtılar.  27 Mayıs ihtilaliyle... Okuyan Ailesi, ihtilali sevinçle karşıladı. Kaderin garip bir cilvesi! O yıllarda küçük birer çocuk olan Yaşar ve kardeşi Arif Okuyan, 20 yıl sonra gerçekleşecek bir başka ihtilalin mağduru olacaklarından henüz haberdar değillerdi. Yaşar Okuyan'ın dedesi Rasim Koçal ve dayısı Turan Koçak sıkı birer Türkeş'çiydi. Türkeş 1964 yılında hayatını kaybeden eşi Muzaffer Hanım'la birlikte Yalova'ya ziyarete geldi. O dönem henüz Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Müfettişi sıfatını taşıyordu. Okuyan'ın hayatını değiştiren tanışma o yıl yaşandı:

'14 yaşındayım. Harçlıkları dedemden alıyorum. Yaz, kızlarla gezip tozuyorum keyfim yerinde. Dedem bir gün beni çağırdı: 'Her sabah bir Tercüman, bir süt, bir ekmek alıp Türkeş'e götüreceksin' dedi. Hoşuma gitmedi tabii. Ama işin ucunda harçlık var. Her sabah bisikletimle paketi Türkeş'e götürmeye başladım. Kibarca teşekkür etti, başımı okşadı. Sonra bir gün beni çağırdı ve tam 1 saat anlattı. Türkiye'yi anlatıyor bana Türkeş. Ertesi gün aynen. Üçüncü gün artık bende öyle bir his oluştu ki, 'Türkeş çok mühim bir adam. Ona kötülük yapabilirler' dedim. Akşam elime bir sopa aldım, evden kaçıp bütün gece Türkeş'in kapısının önünde nöbet tuttum. Başına bir şey gelmesin diye.'

Okuyan, bu tanışmanın ardından aktif ülkücü hareketin içinde yer almaya başladı. Milliyetçiler Derneği'nin Yalova şubesini açtı. Ancak yaşı tutmadığı için görev alamadı. 1968'de İstanbul Pertevniyal Lisesi'nde okurken disiplin kuruluna kesin ihraç istemiyle verilecek kadar hareketin içinde yer alan Okuyan, bir yandan da üniversiteye hazırlandı.

'O dönem liselerde taşlı sopalı kavgalar yaşamadık. Duvarlara üç hilaller çizdik ama en azından benim bulunduğum grupta  kanlı olaylar olmadı' diye anlatıyor.

Okuyan, İstanbul Hukuk Fakültesi'ni kazandı, solcuların saldırısına uğradığı için kayıt bile yaptıramadı. O dönem Deniz Gezmiş, Ömer Ayna gibi önemli isimler İstanbul Üniversitesi'nde efsane haline gelmişti. Çareyi
İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu'na kaydını yaptırmakta buldu. Bunun ardından partinin gazetelerini çıkarmaya ve muhabir olarak çalışmaya da başladı.

BİRBİRİNE TAŞ ATAN 2 BAKAN
O yıllar sadece devrimciler ülkücülerle kavga etmiyordu. Milliyetçiler içinde yol ayrımına gelinen zamanlardı. Bir yanda Nihal Atsız diğer yanda Alparslan Türkeş: '1969'da Adana'da CMKP'nin kongresi oldu. İstanbul'dan otobüslerle gittik. O kongrede CMKP'nin ismi MHP'ye dönüştü ama çok büyük kavgalar oldu. İkiye ayrıldık. Bize İslamcılar diyorlar, biz onlara Türkçü diyoruz, o grup bozkurt amblemi istiyordu. Biz üç hilal olsun diyorduk. Hatta hilal içinde bozkurt olsun, gençlik kolları bunu kullansın falan da dendi. Kongrede sopalarla birbirimize girdik, polis ayırdı. Sonuçta isim MHP, amblem üç hilal oldu. Türkçü grubun başında Abdülhaluk Çay var. Dönüşte 7 otobüs peşimize düştüler. İstanbul'a kadar kovalamaca oynadık.  Bolu yakınlarında bariyer kurup yola kayalar attılar. Şoför gaza basıp geçti, canımızı kurtardık. O grup süreç içinde tasfiye oldu. Mesela Nihal Atsız'ın cenazesinde bile bir gerginlik yaşanmıştır. Sonra o gruptan Çay'la çok iyi arkadaş olduk, hala görüşüyoruz.'

1971 yılında artık siyasetin tamamen içindeydi. MHP büyük kongresinde Türkeş'in listesini genç ekibi arkasına alarak deldi. GİK'in en genç üyesi oldu: 'Seçildikten sonra 1 hafta kayboldum. Türkeş'in tepkisinden çekindim. Türkeş seçildiğimi görünce çok şaşırmış ama ses etmemiş. İlk GİK toplantısına girmeden önce rahmetli Gün Sazak devreye girdi. 'Kızmam' deyince gidip elini öptüm. Bana 'Medeni cesaretinden dolayı tebrik
ederim' dedi.'



TÜRKEŞ'LE HACCA GİDERKEN TABANCA GÖTÜRDÜM
Türkeş'in hac fotoğrafları şimdiye kadar hiç yayınlanmadı. Hacca beraber gittik. Türkeş'e bir şey olur korkusuyla gizlice silahla gittim hatta. Kabe'nin içinde silahla dolaşmak kesinlikle yasak, cezası ölüm.
Nereden bileyim. Almışım yanıma. Bir ara Kabe'nin içinde kaydı, aldım ihramın altına soktum. Görenlerin tabii gözleri fırlıyor. Kabe'nin içini Türkeş'le beraber temizledik. O süpürge hala bizim ailededir. Son tavaftan sonra çıkınca mutlaka tıraş olmanız gerekiyor. Türkeş'in saçı da orada kesildi.



OKUYAN'A SİLAHLI SALDIRI
Bu sırada tehditler alan Okuyan 1975'ten sonra koruma polisiyle gezmeye başladı. Üç sefer saldırıya uğradı. Bir seferinde Fen Edebiyat Fakültesi'nde üzerlerine ateş açıldı ve Yusuf İmamoğlu isimli bir partili hayatını kaybetti.

ECEVİT TÜRKEŞ'İ NEDEN REDDETTİ?
Türkiye artık cinayetleri kanıksamıştı. Her gün bir solcu, bir ülkücü genç öldürülüyordu. Bu sırada partide Genel Sekreter Yardımcılığı görevini üstlenen Okuyan, Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak'a yakındı: '1978... Bir solcu öldürülüyor, cenazesinde 'Kahrolsun Türkeş' diye bağırıyorlar. Ülkücü cenazesinde 'Kahrolsun Ecevit' diye bağrılıyor. Rahmetli Gün Sazak o zaman Büyük Ankara Oteli'ne giderdi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Vedat Dalokay ile dost olmuşlar. Gün Bey'e bir gün, 'Bayram yaklaştı. Ecevit ve Türkeş'i bir araya getiremez miyiz? Bir yumuşama getirir, güzel mesaj olur' dedim. Gün Bey bu fikri çok sevdi, o gün Vedat Dalokay'a anlattı. Dalokay Ecevit'i, Sazak Türkeş'i ikna edeceğini söyledi. Gerçekten de Türkeş teklifi kabul etti. Bana, 'Ecevit gelir mi acaba' diye sordu. 'Neden olmasın' dedim. Türkeş, 'Gerekirse önce biz onun evine gideriz' dedi. Dalokay Ecevit'e söylüyor. Ama Ecevit, 'İyi olur ama ben buna örgüte anlatamam Vedat' diye reddediyor. Buluşsalardı ne olurdu? Kan durmazdı ama, 10 kişi öleceğine 5 kişi ölürdü. Türkeş'le Ecevit kol kola girmiş bayramlaşıyor. En azından birilerinin düşünmesini sağlarlardı. Birkaç yıl sonra Dil Okulu'nda tutukluyken Ecevit'e bu olayı hatırlattım. 'Sayın Okuyan örgüte kabul ettirmek mümkün değildi' dedi. 'Ama bakın efendim şimdi hep beraber buradayız' dedim. 'Doğru söylüyorsunuz' deyip gülümsedi.'

BAŞBUĞ'UN YALOVA'DA GİZLİ NİKAHI
'Evlilik hazırlıklarını gizlilik içinde yürütme kararı aldık. Adres belli oldu: Yalova'da gizli nikah kıyılacak. Dedem Rasim Koçal'ın Cumhuriyet Caddesi'ndeki evini ayarladık. Hatırladığım kadarıyla Rasim Koçal, dayım Turan Koçal, Mehmet Doğan, Faruk Akkülah da vardı. Seval Türkeş, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi. Ben Seval Hanım'la daha önceden tanışıyorum. Çanakkale organizasyonumuza katılmıştı. Türkeş Bey'in Seval Hanım'la tanışmasını sonra öğrendik.

TÜRK OCAKLARI KARIŞTI
50 kişi seçiyorduk. Onlara Türkeş 10 gün süreyle özel eğitim veriyordu. Türkiye'nin meseleleri, uluslararası ilişkiler gibi. Seval Hanım o gruplardan birinin içindeydi. Öyle tanışmışlar. Kimle evlenecek derken Seval çıktı. Şaşırdım tabii.' 'Nikahta, Seval Hanım'ın bir arkadaşı ile kardeşleri de vardı. Gizlice Yalova'ya geldik. Belediye Başkanı'nı çağırdık. Ama o gün enteresan  bir şey oldu. Nikahtan hemen önce Yalova'da yürüyorum, bir baktım Namık Kemal Zeybek. Telaşlandım. 'Eyvah öğrendiler' dedim. Ama tesadüfen gezmeye gelmiş. Derin bir oh çektim. Sonra nikah ve dini nikahı kıyıldı. Türkeş'in şahidi yanılmıyorsam Faruk Akkülah, Seval Türkeş'in şahitliğini de Rasim Koçal yaptı. Türkeş heyecanlı mıydı bilemem. Öyle görünmüyordu. Nikah sonrası yemek yendi. Sonra karanlıkta arabalarına bindirdik ve Ankara'ya gönderdik. Duyulunca tabii kıyamet koptu. Türk Ocakları karıştı. Epey bir laf yedik ama sonra herkes kabullendi.'

ÜLKÜCÜ KOMÜNİST DİYE ARANIYOR

Okuyan GİK üyesiyken 12 Mart muhtırası yaşandı. Kendisini jandarmanın aradığını duyunca bir süre saklanmayı tercih etti. Sonra avukatı aracılığıyla ilginç aranma hikayesini öğrendi: 'Fatih'teki evimizi basmışlar. Bende solcuların dergileri de var. Ne diyor bu adamlar diye okuyorum. Komutan babama çıkışmış, 'Senin oğlun komünist anarşist' demiş. Babam 'yahu benim bildiğim o ülkücü' demiş ama dinletememiş. 'Mao'nun Zindanları' isimli bir kitap var bende. Halbuki MİT'in yayınladığı iddia ediliyor. Anti komünist bir yayın. Emniyet'e teslim oldum. Selimiye'de 4 gün kaldım. Son gün 'defol bir daha gözükme deyip' yolladılar. İlk içeri girişim komünistlik yüzündendir.' Ardından Okuyan gazeteci olarak Selimiye'de solcu gençlerin davasını izledi. Mahir Çayan'ların öldürülmesi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına idam kararları... 'Bir tek gün idamı desteklemedim' diyen Okuyan, o dönem solculardan dayak yediğini de itiraf ediyor. Ancak kendi arkadaşlarıyla onları dövdüklerini de!

Yıl 1976, Alparslan Türkeş'in hayat arkadaşı Muzaffer Hanım'ın rahmetli olmasının ardından Türkeş zor günler geçirdi.

Türkeş'in ikinci evlilik kararını öğrenen birkaç kişi arasında Okuyan da vardı.
'Muzaffer Hanım çok saygıdeğer, derinliği olan bir kadındı. Türkeş'in zor günlerinde hep yanında olmuştur. Muzaffer Hanım vefat ettikten sonra Türkeş çok yalnız kaldı. Bir gün Genel Başkan Yardımcısı Faruk Akkülah'a, yeniden evlenmek isteğinden söz etmiş. Akkülah şaşırmış tabii. Çünkü hiç konuşulmayan bir mesele. Türkeş fikrini sorunca, iyi olabileceğini söylemiş. Sonra da Türkeş bizimle paylaşınca, 'Nasıl isterseniz' dedik. Ancak o sırada camia böyle bir şeye hazır değildi. Türk Ocakları adeta Türkeş'e karşı bir isyan noktasına geldi. Evlenecek lafı duyulunca infial çıktı. Türkeş çok rahatsız oldu.' (Akşam)

KURTLARIN SENFONISI (Harika dinlendirici bir müzik; Kurtlar adeta şarkı söylüyor) Mutlaka izlemelisiniz Yorumlarinizi bekliyoruz

TÜRK YAĞIDAN (DÜŞMANDAN) ÜZR İSTEMEZ (özür dilemez) AZERİN SESLENDİRİYOR KLİP Baki Dural


Hala Youtube  Giremeyenler varsa aşağıdaki resme tıklayarak TrTube'den izleyebilirsiniz



YOUTUBE  Sorunsuz Giriş için Tıklayınız

TÜRK YAĞIDAN (DÜŞMANDAN) ÜZR İSTEMEZ (özür dilemez)
Hardan çıhdı bu bed heber
Türk yağıdan üzr istemez.
Dağılar kend, batar şeher
Türk yağıdan üzr istemez.

Düzü terse yazanlar var,
Doğru yoldan azanlar var,
Türke quyu qazanlar var,
Türk yağıdan üzr istemez.

Haqqı nahaq yazanlar var,
Sefimizi pozanlar var.
Qır qaynadan qazanlar var,
Türk yağıdan üzr istemez.

Birleşdirer bölgeleri,
Nurlandırar kölgeleri.
Qılınc çeker bilgeleri,
Türk yağıdan üzr istemez.

Ata çoşqun, ana dolu,
Qeyret ahıb qana dolu.
Baş qaldırar Anadolu
Türk yağıdan üzr istemez.

Sınmaz, görse sınaq, qala,
Qıymaz bize qınaq qala,
Silkelener Çanaqqala,
Türk yağıdan üzr istemez.

Oğuz olar, qopuz olar,
Qopuz dönüb toppuz olar,
Biri dohsan doqquz olar,
Türk yağıdan üzr istemez.

İster ala, sata türkü,
Tapar herden hata türkü,
Min-min olar Atatürkü,
Türk yağıdan üzr istemez.

Yahşı bilir doğu batı,
Hardan gelib türkün zatı
Elden vermez ehtiyatı,
Türk yağıdan üzr istemez.

Tilovudu, qarmağıdı,
Şer yoluna varmağıdı,
Barmaq iblis barmağıdı,
Türk yağıdan üzr istemez.

Elden eyri, ağıldan çaş,
Şeytanındı atılan daş,
Dünya alt-üst olar, qardaş,
Türk yağıdan üzr istemez.

Şehid ruhu şehid canı,
Şehid beyi, şehid hanı,
Sel-sel olar şehid qanı,
Türk yağıdan üzr istemez.

Mezar olar, beşik olar,
Senger olar, keşik olar,
Bağrı deşik-deşik olar,
Türk yağıdan üzr istemez.

Dağ uçar, dere töküler,
Şer suyu şere töküler,
Göy qopar yere töküler
Türk yağıdan üzr istemez.

Ahtarın, tapın zatını,
Öyrenin yeddi qatını,
Varaqlayın heyatını
Türk yağıdan üzr istemez.

Dünya boyda heqiqetdi,
Tanrı payı bir milletdi.
Basılmazlıq, qetiyyetdi,
Türk yağıdan üzr istemez.

Ne köhleni, ne nalı var,
Qana batmış bir halı var.
Küle dönmüş Hocalı var,
Türk yağıdan üzr istemez.

Ey yağıdan üzr isteyen,
Erzurumda, Qarsda, Vanda,
Qarabağda Nahçıvanda,
Lenkeranda, İrevanda
Şehid qanı göl-göl olan,
Her bir yurdda, her bir yanda,
Qanadları sındırılan,
Körpelerden üzr iste!
Beli sınan, tağı çöken,
Körpülerden üzr iste!!!

Gözü yolda er gözleyen,
Sonalardan üzr iste!
Oğlu ölen, odu sönen,
Analardan üzr iste!
Şehid olan her kişiden,
Her qadından üzr iste!
Süngülerin ucundakı
Qundaqların, beleklerin
Feryadından üzr iste!
Eger qanın temizdirse,
Get evinde öz anandan,
Arvadından üzr iste!!!

Bu torpağın her qarışı,
Sakaryadı, Malazgirtdi.
Her qalası bir ordudu,
Her qayası bir igiddi,
Eyil türkün torpağına,
O torpaqdan üzr iste!
Türkün ana dövletine
Dalğa-dalğa işıq veren
Min illerdi sönmez olan
Gur ocaqdan üzr iste!
“Şüheda gövdesi bir bahsana
dağlar, daşlar.
O rükü olmasa
Dünyada eyilmez başlar.
Vurulub tertemiz alnından
uzanmış yatıyor.
Bir hilal uğruna, Ya Rebb
Ne Güneşler bahıyor!” *
Öp bu şerin er setrini,
Her varaqdan üzr iste!
Eyil Türkün bayrağına,
İstiqlalla bütünleşen
Ay-Ulduzla Vetenleşen
O bayraqdan üzr iste!!!
O torpaqdan üzr üste!!!

Zelimhan YAQUB - Azerbaycan şairi
Harika Bir Şiir (Türk Yagıdan Özür İstemez)  Mutlaka İzlemelisiniz
---------------------------------------------
HUDUT MİLLETİN NAMUSUDUR,AKP MİLLETİN NAMUSUNU 44 YILLIĞINA KİRAYA VERİYOR
Devlet Bahçeli sert çıktı: Hudut namustur, AKP namusumuzu 44 yıllığına kiraya veriyor

36 etnik kimlik" söylemi
Başbakan Erdoğan'ın defalarca tekrarladığı "36 etnik kimlik" söylemi bölücülüğün daha da güçlenmesini yolunu açtı. Başbakan Erdoğan, İstanbul İl Başkanıyken hazırlattığı raporu iktidarda uygulamaya koymuş ve maalesef yol da almıştır.

İstiklal marşını da kaldıracak
PKK terörünü masum görme, alt kimlik olarak sıradanlaştırma, ülkemizdeki yerel kimlikleri her fırsatta kaşıma bu konudaki başlıca tespitlerimizdir. Okullarımızdaki andın kaldırılmasına yönelik çabaları, ne mutlu Türküm sözünün kaldırılma çabalarını anlamak mümkün değildir. Bu durum İstiklal marşının tartışılmasına kadar varacaktır.

Durum şudur ki; Atatürk'ün ne mutlu Türküm diyene sözü silinecek, Kürtçe'nin ikinci dil ya da seçmeli dil olarak kullanımının önü açılacak. Anayasada Türkiyelilik kavramı getirilecek.

Şehide kelle caniye sayın
AKP hükümetlerinin ikinci en önemli hususu ise tarihe yaklaşımıdır.  "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" denmiş, İmralıdakicaniye "sayın" diye hitap edilmiş ve son olarak da yıllardır süren terörle mücadelede verdiğimniz şehitler için "kelle" denilmiştir.  Ardından en önemli yıkım belgesiyse Türklüğe hakareti düzenleyen 301. maddesinin hükümet tarafından değiştirilmesidir.

Hudut namustur AKP namusumuzu 44 yıllığına kiraya veriyor
Mayın temizleme ile araziyi tarım amaçlı kullanma gibi iki alakasız konu neden aynı sözleşmede? Mayınların temizlenmesi işi neden sadece suriye sınırını kapsıyor? O bölgedeki yer altı zenginliklerinden yasadışı kullanılmasının kontrolu nasıl yapılacak? Türkiye ile Suriye arasındaki sınır gibi çok hassas topraklarımız yarım yüzyıl gibi yabancı ülkelerin kontrolüne vermek nasıl açıklanacak? Türkiye mayınları yabancı ülkelerin menfaatleri için mi temizletiliyor?

Hudut kutsaldır, hudut bir milletin namusudur. Bu nasıl namus ve şereftir ki 44 yıllığına yabancılara emanet ediliyor. Bunu hiçbir MHP'linin kabul etmesi mümkün değildir.

İsmail Türüt - Sizin Gibi Aydının 7'den 70'ini...(siir) ve Ozan Arif la Röportaj


TÜRK’LER VE İSLAMİYET

 

Hz. MUHAMMED(S.A.V) SAMİ IRKINDAN OLMAYAN, TÜRK IRKINDAN BİR PEYGAMBERDİ. ( Arap tarihçileri Hz. Muhammed(s.a.v)’den bahsederken; Arap-ı müstagrebedendir – Yani, Arap olmadığı halde Arap bilinendir…  demektedirler ). Emevilerin Ehl-i Beyt’e yaptıkları zulmün gerçek nedeni, Peygamber ailesini kendilerinden yani Sami ırkından kabul etmemeleridir. Ehl-i Beyt’in intikamını Emevilerden alan da, bir Türk komutanı olan Horasanlı Eba Müslim’dir. TARİHİNİ, DİNİNİ, CEVHER-İ ASLİSİ’ni ve KÜLTÜREL DEĞERLERİNİ, doğru kaynaklardan öğrenmeyen ULUSLAR, MÜSTEMLEKE YÖNETİMLERİ veya BENZERİ YÖNETİMLER TARAFINDAN İDARE EDİLMEYE mahkumdurlar!!!...

Kitaplı dinlerin ( Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ) tamamı, İnsanoğlunun varoluşunun, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın Cenab-ı Allah(C.C) tarafından Cennet’ten kovularak Dünya’ya gönderilmeleri ile başladığını bildirmektedirler...TEVRAT, ZEBUR ve İNCİL gibi kutsal kitaplar, asıllarından farklı şekillerde ve değişik yorumlarla bozulmalarına rağmen, KUR’AN-I KERİM; “Kıyamet’e kadar baki kalacağı” Ayet-i Kerime ile bildirildiği gibi, aslında hiçbir değişiklik olmadan, inzal edildiği şekilde, doğruluğunu korumuş ve Halife Hz. Osman tarafından toparlandığı hali ile, günümüze kadar intikal etmiştir. Bu mucizenin gerçekleşmesinde, İslamiyet'e has ve diğer dinlerde olmayan, “Hafızlık” müessesesi önemli bir rol oynamıştır... Ancak, Peygamberimizin vefatından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuna kadar geçen süre içerisinde, Peygamberimizin Hadis-i şeriflerinde de üzülerek belirttikleri gibi, “Müslümanlar, 72 fırkaya ayrılmış”,  Müslüman olduğunu iddia eden Dönmeler ve İslam karşıtı çevreler, dinimizi tahrif etmek için ellerinden geleni yapmışlar “Ortodoks bir İslam anlayışını” ön plana çıkararak insanımızı, türlü hurafelerle uyutmaya, Gerçek İslam’dan uzaklaştırmaya ve dinimizi çıkar amaçlı olarak kullanmaya başlamışlardır...

Dünya sahnesinde; 1300’lü yıllardan başlayarak, 1920’lere kadar yer alan, yüzyıllar boyu üç kıtada at koşturan ve Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusunu bir Türk - İslam gölü haline getiren Osmanlı İmparatorluğu, devlet kademelerinde Şeyhülislamlık dahil bü



Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: alim( aimaymoqyahoo.com ), 22.06.2011, 22:43 (UTC):
ben bu vediolerden ve yazi lerden cok etkiledim. yashasin dunya turkleri

Yorumu gönderen: SARIOMER( omerozayhotmail.com ), 01.03.2011, 21:20 (UTC):
ÜLKÜCU ÇELİKTİR BUKULMEZ

Yorumu gönderen: Baki Erkan Oner( eronereroner.com ), 11.09.2010, 19:50 (UTC):
Dünya sahnesinde; 1300’lü yıllardan başlayarak, 1920’lere kadar yer alan, yüzyıllar boyu üç kıtada at koşturan ve Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusunu bir Türk - İslam gölü haline getiren Osmanlı İmparatorluğu, devlet kademelerinde Şeyhülislamlık dahil bütün kilit noktalarını ele geçiren Dönmelerin ihanetleri yüzünden, 17. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yıkılma sürecine girmiş ve bu yıkım, 200 yıllık bir zaman dilimi içerisinde tamamlanmıştır...

Yorumu gönderen: osman onuktav( oonuktavhotmail.com ), 17.03.2010, 20:47 (UTC):
tüm ülküdaşlarıma saygı ve sevgilerimle

Yorumu gönderen: AHMET AYVAZ( ayvaz-3Hilalhotmail.com ), 30.12.2009, 13:47 (UTC):
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ Yolunda böyle yürekten hizmetkar olan TÜM GÖNÜLDAŞLARIMIZA SELAM OLSUN.
www.ahmetayvaz.tr.gg

Yorumu gönderen: huseyin( terhan_hhotmail.com ), 06.10.2009, 21:10 (UTC):
eskiden vatan hainlerini kandilde aradik simdi bizlere hukumet edenlerde aramaliyiz yani haini uzakta aramiyalim ankarada basbakanliga kadar gelmis.vatan sever milliyetci kardaslarim hepimiz uyanik olmaliyiz bu konuda.NE MUTLU TURKUM DIYENE.

Yorumu gönderen: untraceable( showhack.orghotmail.com ), 28.05.2009, 10:08 (UTC):
Her Türlü Sorunlarınıza Yardım Ederim Belki Bu Güne Kadar Yüzlerce Türk Sitesi Uyarmışızdır Güvenlik açıkları nedeni ile . Artık bildiğiniz gibi pkk denilen lanet sanal ortamda TÜRK sitelerini tehdit ediyor bizde açıklarını bulduğumuz TÜRK sitelerini uyarıyoruz.. Her Türlü Yardım Ve Destek Yapmaya Hazırım :) İyi Günler

Yorumu gönderen::14.09.2008, 07:36 (UTC)
turkiyenindavasi
turkiyenindavasi
Kapalı

turkislamulkuculeri.tr.gg

Yorumu gönderen: selahattin doğan( selahattindoganselahattindogan.com ), 18.08.2008, 00:52 (UTC):
ÜNİVERSİTEMİZİN ADI EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ OLSUN

Milletvekillerimiz;
Sn:Fahrettin Poyraz
Sn:Yaşar Tüzün

Bilecik Üniversitesinin, İlimizin adını alarak açılması için verdiğiniz emekler için Teşekkür ederim.
Üniversitemizin adının BİLECİK olmasından kesinlikle rahatsız değilim.
Yinede Üniversitemizin adının Osmanlının kuruluşuna vesile olmuş EDEBALİNİN verilmesi uygun düşmezmiydi? Hem onun adının yaşatılması hem de bir ilim adamının isminin ilim yuvasına verilmesi uygun olmazmıydı?


Bilecik Üniversitesinin adının EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ olarak değiştirilmesi için gayret gösterseniz, değişiklik gerçekleştirilemezmi?
Yıllardır yazdığımız ve söylediğimiz gibi
Bilecik merkeze,HUKUK FAKÜLTESİ-İŞLETME VE İKTİSAT FAKÜLTELERİ
Bozüyük’e MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ
Söğüde, TARİH VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ
Osmaneline,ZİRAAT FAKÜLTESİ
Gölpazarına,VETERİNERLİK FAKÜLTESİ
Pazaryerine,ORMAN FAKÜLTESİ
Yenipazara,inhisara,dodurgaya,bayırköye,vezirhana MESLEK YÜKSEK OKULLARI
Açılamazmı?Bu fakülteleri ve yüksek okulları içinde barındıran Üniversitenin adını,
isim değişikliği yapamazmıyız.
Tekrar,tekrar,
Sizlere sesleniyorum.
ÜNİVERSİTEMİZİN ADI EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ OLSUN.



Yorumu gönderen: O R H U N( mahmut_ercoskunhotmail.com ), 03.08.2008, 15:28 (UTC):
Baki kalasın Baki başarılarının devamı gelir inş. Allah,a emanet olasın..

Yorumu gönderen: TUNAHAN( tunahan_ararathotmail.com ), 12.07.2008, 12:33 (UTC):
Bu siteye daha öncede yorum eklemiştim site hakkında diyecek kelime yok.Gerçekten çok güzel TÜRK-İSLAM ülküsünü açıkıyor.Manavagat Ülkü Ocakları Başkanımız Yakup Ekşi yi de yazısından dolayı tebrik ediyorum...

Yorumu gönderen: galip( galipmermerhotmail.com ), 19.06.2008, 14:14 (UTC):
allah mhp lilerigerçek türkleri ve ülkücüleri korusun

Yorumu gönderen: fatih demir( fbdemirlive.de ), 04.06.2008, 12:53 (UTC):
sayın ülküdaşlarım siteniz çok süper olmuş bende siteme beklerim ama ben daha çok acemiyim saygılarımla
C
c
C
BOZKURT
C
c
C

Yorumu gönderen: esengül( ), 12.01.2008, 01:46 (UTC):
bu site çok güzel bir mesaj veriyor vatan sevenlere. HER ŞEY VATAN İÇİN.HER ŞEY VATAN İÇİN.BAYRAĞIM İNMEZ İTLER BİZİBÖLEMEZ



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:

 

Reklam
 
MEVZU BAHİS VATANSA GERİSİ TEFARRUATTIR
 

YOUTUBE VİDEOLAR

BİZİM SEÇTİKLERİMİZ

TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN
 

EKLENECEK

TÜRKLÜK BEDENİMİZ İSLAMİYET RUHUMUZDUR
 
RUHSUZ BEDEN CESET OLUR
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
 

HEPİNİZ BİRER TÜRK
BAYRAĞISINIZ BAYRAĞI YERE DÜŞÜRMEYİN LEKELEMEYİN KİRLETMEYİN
____________ Kendinizi
küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir
 zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir.
 Birlik, beraberlik içinde olmaktır. ____________ İslâmiyeti
ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede
 gaflet ve ihanettir. A.TÜRKEŞ

 
Bugün 4 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
HAZIRLAYAN BAKİ DURAL