Haberler

Ülkü Ocakları'ndan silahlı baskına açıklama
Baki dural tarih 07.04.2008, 15:52 (UTC)
 

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi tarafından yapılan açıklama aynen şöyle:



Ülkemizde siyasi açıdan derinleşen kriz ortamı ne yazıktır ki; toplumsal alana da yansımaktadır. Toplum içerisinde kutuplaşmalar giderek artarken, bu durumu fırsat bilen provokatörler de toplumsal çatışmaları hızlandıracak faaliyetlerine devam etmektedirler. Bu faaliyetler karşısında dikkat edilmesi gereken husus ise, toplumumuzun tüm kesimlerinin sağduyu ortamını korumak ve kollamak yönünde üzerine büyük görevler düştüğüdür. Bu çerçeveden bakıldığında, basın ve medya organlarımıza da, toplumumuzun baskın bilgi kaynağını oluşturmaları münasebetiyle büyük bir görev ve sorumluluk düştüğünü belirtmek isteriz.


06 Nisan 2008 tarihinde Akdeniz Üniversitesi yerleşkesinde meydana gelen olaylar üzerine geliştirilen spekülasyonların toplumumuzdaki sağduyu ortamını zedelemek yönünde büyük bir mesafe kaydettiği görülmektedir. 07 Nisan 2008 tarihli gazete, TV, haber sitesi ve haber ajanslarında yer alan haberlerde Yüksek Öğrenim Yurtları civarında meydana gelen olaylarda elinde silah ile “poz veren” şahsın, Ülkü Ocakları Antalya temsilciliğinin düzenlemiş olduğu Gençlik Şölenlerinde yer aldığı görüntülerine dayanarak, bu şahsın Ülkü Ocakları ile organik bir bağı kurulmaya çalışılmıştır. Buradan bildirmek isteriz ki; şahsın Ülkü Ocakları ile hiçbir resmi veya gayri resmi bağı yoktur.


Ülkü Ocakları tarafından düzenlenen şölenler; başta Türk gençliği olmak üzere yüce Türk milletinin tüm fertlerinin birlik ve beraberlik içinde millet olma duygusunun coşkusunu yaşamalarını sağlayan zamanlar ve mekânlar oluşturmaktadır. Bu nedenledir ki; Ülkü Ocaklarının düzenlediği bütün şölen, konser, konferans vb. diğer faaliyetler bütün Türk milletinin katılımına açıktır. Dolayısıyla bu şahsın bu tür şölen vb. faaliyetlerdeki katılımı ile kurumumuzla bir bağlantısının kurulması yanlıştır.


Bu vesileyle bir konuya daha dikkat çekmek isteriz ki; Ülkücü Gençlik hiçbir şekilde çatışmaların tarafı olmayacaktır. Türkiye’nin son birkaç yılda yaşadığı ve temelde etnik bölücülük üzerinden ülkemizi iç kargaşaya sürüklemeyi arzu edenlerin tertipleri karşısında, Ülkücü Gençliğin benimsediği ve takındığı duruş, bu niyetin en büyük delilidir. Ülkücüler, kendilerine yönelen provokatif saldırılar karşısında milletinin kaderi namına, bu oyunun tarafı olmayacak ve asla takındıkları sağduyulu ve vakur tavırdan taviz vermeyeceklerdir. Ülkücüler bu hususta gereğinin yapılması için ülkemizin adli mercilerini ve güvenlik güçlerini çözüm makamı olarak kabul eden bir tavrı benimsemişlerdir.


Ülkücü hareketin tüm mensupları bugünden sonra da aynı duruşu sürdüreceklerdir. Ülkücüler, provokatif ajanların toplumsal kargaşa yaratma heveslerine karşı daima uyanık durarak, çatışmanın Türk milletini karanlığa çekmek isteyen kuvvetlerin amacı olduğunu asla unutmayacaktır. Ülkücü Hareket benimsediği çelikten bir disiplin anlayışı ve görev bilinci ile Türk toplumunun huzur ve refahını tesis etme amacıyla çalışmalarına devam edecektir.


Bu sebeple, çatışmadan değil, birlik ve beraberlikten yana konulan tavrımızın yalnızca kendi fikirdaşlarımıza yönelen bir çağrı değildir. Bu çağrımız, Türk milletine yarar sağlamak yönünde düşünceleri zihninde, gönlünde taşıyan tüm Türk gençlerinedir. Çağrımız, tüm tahriklere, tüm saldırılara rağmen, Türk milletini birlik ve beraberlik içinde yaşatmak için bir arada yaşayabilme kaygısının çağrısıdır.


Bu çağrıya uymak ise her vatanperver Türk gencinin, vatanperverliğinin ayrıca gereğidir. Bu vahim durum karşısında, kurumumuz ve Ülkücü harekete yönelen tahrik saldırılarına basın ve yayın organlarının alet olması bizi bir kez daha endişeye sürüklemekte ve bu çağrıyı yayınlamaya mecbur etmektedir. Bugüne kadar Ülkücü hareketi belirli bir çerçevede olumsuz yönleriyle görmeyi arzu edenler, bizlerin yarının büyük Türkiye’sine yönelik çalışmalarımızı görmemesi ve topluma olumsuz şekilde lanse etmesi çabası karşısında bizler, bugüne kadar gerçekleri her fırsatta dile getirmişizdir.


Ülkü Ocakları her toplumsal gerilim anında, kamuoyunu huzur ve sükûn arayışında olduğunu ve mensuplarını da buna davet ettiğini defaatle belirtmesine karşın basın ve medya organları bugüne kadar bunu iletmekten imtina etmiş, Ülkü Ocaklarına karşı bir oto sansür mekanizmasını hayata geçirmiştir. Tüm bu olumsuzluklara karşın dün olduğu gibi bugün de, Türk milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceği namına gerçeği haykırmaya devam edeceğiz.


Bu nedenledir ki; Ülkücü Harekete yönelik karalama kampanyalarının devam ettiği bugünlerde Ülkü Ocakları, bu tür yalan, yanlış ve yönlendirmeli haberlere karşı sessiz kalmayacak; Türk toplumunun doğru bilgilendirilmesi için açıklamalarına devam edecektir.

 

Başbuğ Alparslan Türkeş Dualarla Anıldı
Baki Dural tarih 04.04.2008, 16:57 (UTC)
 

Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) merhum Genel Başkanı Alparslan Türkeş, ebediyete intikalinin 11. yılında mezarı başında düzenlenen törenle anıldı.



Merhum Türkeş'in Beşevler'de bulunan anıt mezarı sabah saatlerinden itibaren Türkiye'nin çeşitli ilerinden gelen binlerce MHP ve Ülkü Ocakları mensuplarıyla doldu. Anma töreninde Kur'an-ı Kerim okunarak, dualar edildi. Törene MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve MHP yöneticileri de katıldı.



 MHP lideri Bahçeli, Türkeş'in kabrine memleketi Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinden getirilen Türk bayrağına sarılı toprağı serpti. Mezara kırmızı beyaz karanfiller bırakarak, bir ibrikten su döken Bahçeli, dua ettikten sonra törene katılanlara hitap etti. Milli başarıların yüreği milleti için yanıp tutuşan, bu uğurda cefa çekmeyi göze alan ve inançlarını sadakatle savunan büyük insanların mücadelesinin eseri olduğunu belirten Devlet Bahçeli, toplumların tarihi başarılarını kırılmaz çizgilerinin işareti olan yüksek iradeye ve sarsılmayan inanca sahip bu insanların liderliği altında yakalayabildiklerini söyledi. Bahçeli, "Bu itibarla 1900'lü yılların başından bugüne, Türk milliyetçiliğine gönül vermiş dava adamlarının arasında en önemli mevkii, kuşkusuz merhum Türkeş Bey'e aittir. O, milliyetçilik tarihinin önemli bir bölümüne yakından tanık olmuş, varlığı ve aksiyonu ile bu mücadeleye yeni ve farklı bir anlam ve kuvvet kazandırmış bir tarihi şahsiyettir. Türklük için verdiği mücadele hayatında karşılaştığı engellere rağmen dava ve devlet adamlığının bütün hasletlerini göstererek, her ortamda metanet ve sükunetini korumasını bilen bir ülkü adamıdır. Ne yolundan bir an için dönmüştür ne de ülküsünden en küçük bir taviz vermiştir. Bu milleti karşılıksız seven dava arkadaşlarının her zaman en başında, ömür boyu dimdik ve gerekirse yalnız başına yürümesini bilmiştir" dedi.



Merhum Türkeş'in geleceği okuyabilen liderliği, stratejik düşünce derinliğinin Türkiye ve Türk milliyetçilerinin düşünce dünyaları için kılavuz olduğunu vurgulayan Bahçeli, "Gerek yaşadığı dönemde ve gerekse vefatından sonraki küresel gelişmeler, onun teşhislerini hep haklı çıkarmıştır" diye konuştu.



Gençlik yıllarında başlayan mücadele hayatının bir fani için rastlanmayan istikrar ve dik duruşla asla kesintiye uğramadan son nefesine kadar sürdüğünü ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:


"Milliyetçilik, onun siyaset yeteneği ile yalnızca aydınlara hitabeden bir değer olarak kalmamış, buna ilave olarak sürekli büyüyerek Anadolu'daki yüz binlerce ailenin ocağında sağlam ve emin bir zemin bulmuştur. Türk milliyetçiliği onun rehberliğinde halkla kucaklaşmış, yetiştirdiği nesillerle de gelecek kuşaklara aktarılan dinamik bir güç haline gelmiştir." Merhum Alparslan Türkeş'in iki büyük eseri olduğunu söyleyen Bahçeli, "Birincisi Türk siyasi hayatında milliyetçiliğin yegane politik gücü olan Milliyetçi Hareket Partisi; ikincisi ise üzerine titreği, büyük umutlar beslediği ve geleceği emanet ettiği ülkücü Türk gençliğidir. Bu iki anıt eser, milliyetçileri ve ülkücüleri, toplumun herhangi bir ferdi olmaktan çıkarmış, onları bir kimliğe, bir aidiyete ve bir sevdaya yönelterek siyasal şahsiyet kazandırmıştır. Bu eserleri, merhum Başbuğumuzun liderlik ve teşkilatçılık yeteneklerini göstermesi bakımından istisnai bir değere ve örnek alınacak bir öneme sahiptir ve unutulmaları, ihmal edilmeleri asla ve asla mümkün değildir" diye konuştu.













"Alparslan Türkeş Büyük Ödülü" ödül töreni


"Ne üzücüdür ki, vefatının 11. yılında bir ömür, tüm varlığı ile mücadelesini verdiği büyük Türk milletinin esenliği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası bugün tehdit altına girmiştir" diyen Bahçeli, Türkiye'nin sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel bir buhrana adım adım sürüklendiğini savunarak, "Bunlardan daha da vahimi ise Türk milleti, bin yıllık kardeşliğini sorgulama ve sadakatini sınama noktasına kadar itilmiştir. Bu gerçekler Milliyetçi Hareket Partisi'ne ve ülkücü gençliğe bugün daha büyük sorumluluk yüklemekte, milletimizin geleceğinde söz sahibi olabilmek için daha fazla inisiyatif alınmasını kaçınılmaz hale getirmektedir" ifadesini kullandı.


Milliyetçilerin Türkeş'in sağduyulu siyasetini izleyeceğini, içte ve dışta yazılmış hiçbir senaryonun Türk milletinin kardeşliğini bozmasına izin vermeyerek devletin önüne konan tuzaklara düşmesini, gösterecekleri basiret ve dirayetle mutlaka önleyeceklerini belirten Bahçeli, "Şüphe yok ki, bizim için bu konuda da, geçmişte yaşanan buhranlarda gösterdiği soğukkanlılık ve yapıcı fikirleriyle eşsiz bir rehber olan merhum Türkeş Bey'in yeri ve önemi çok büyük olacaktır" şeklinde konuştu.


Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanlığı, 4 Nisan 2007'de, Türk Milliyetçiliği davasının lideri, Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı Merhum Alparslan Türkeş'in aziz hatırasını her daim canlı tutmak amacıyla, aramızdan ayrılışının 10. Yılı'nda Alparslan Türkeş Büyük Ödülü düzenledi.


Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurucusu Türk milliyetçiliği fikrinin ölümsüz önderi Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatının 10. yıl dönümü vesilesiyle tertip edilen "Alparslan Türkeş Büyük Ödülü" doğumunun 90. yılı olan 25 Kasım 2007 de sonuçlandı.

Alparslan Türkeş Büyük Ödülü ile ilgili detayları daha önce EtikHaber'de yayınlamıştık.


Yarışmaya dereceye girenlere ödülleri MHP Genel Merkezi'nde bugün saat 15.00'te düzenlenen ödül töreninde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından verildi.


ÖDÜLLER:


Milliyetçi Hareket Partisi Alparslan Türkeş Büyük Ödülü; "Ödül Belgesi", "Ödülü simgeleyen heykelcik" ve parasal ödemeden oluşmaktadır.


A-ARAŞTIRMA-İNCELEME DALI ÖDÜLLERİ:


BİRİNCİYE: Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 10000 YTL.,


İKİNCİYE: Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 5000 YTL.,


ÜÇÜNCÜYE: Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 3000 YTL.,


Ayrıca üç araştırma- inceleme eserine MANSİYON ÖDÜLÜ: Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 2000'er YTL.  verilecektir.


B-MAKALE DALI ÖDÜLLERİ:


BİRİNCİYE: Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 5000 YTL.,


İKİNCİYE:   Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 2500 YTL.,


ÜÇÜNCÜYE: Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 1500 YTL.


Ayrıca üç makaleye MANSİYON ÖDÜLÜ: Ödül Belgesi, Ödülü simgeleyen heykelcik ve 1000'er YTL. verilecektir.


ÖDÜL KAZANANLAR VE JÜRİ


Araştırma-İnceleme dalı seçici kurulunu oluşturan Prof.Dr. Tunca Toskay, Prof.Dr. Burhan Aykaç, Prof.Dr. Naci Bostancı, Doç.Dr. Vedat Bilgin, Doç.Dr. Recai Coşkun "Küreselleşme, Milliyetçilik, Demokrasi ve Milli Devletin Geleceği" konusuna tahsis edilen ödüle, müracaat eden çok sayıda eseri inceleyerek aşağıdaki üç eseri mansiyona layık görmüştür.


1- Gökhan Çinkara


Küreselleşme, Ulus Devlet ve Demokrasi


2- Behçet Dündar


Küreselleşme, Milli Devlet ve Milli Kültür


3- Adem Yavuz Sönmez


Küreselleşme ve Milli Devlet


Makale dalında seçici kurulu oluşturan Prof.Dr. Cihat Özönder, Prof.Dr. Semih Yalçın, Prof.Dr. Metin Ergun, Prof.Dr. Zuhal Cafoğlu, Prof.Dr. Mustafa Erdem başvuran eserleri değerlendirmiş, buna göre Makale dalında aşağıdaki üç eseri ödüle layık görmüştür.


1- Kürşat Güç


2023'e Doğru Türk Gençliğinin Vizyonu:


2- Harun Güven


Lider Bir Türkiye İçin Lider Bir Türk Gençliği:


3- Fırat Başbuğ


Türk Gençliği'nin 2023 Vizyon Arayışları ve Avrasya'daki Muhtemel Yansımaları Üzerine Fikir Önerileri:


Makale dalında seçici kurul aşağıda belirtilen üç esere ise mansiyon vermeyi kararlaştırmıştır.


İbrahim Çetin,


Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü: 2023 Türk Gençliğinin Vizyonu:


Fatih Yorulmaz,


Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü: 2023 Türk Gençliğinin Vizyonu:


Emrah Küçüközkan,


Batı Literatüründe Milliyetçilik Algılayışı: "Kültür Milliyetçiliğine Analitik Yaklaşım"


ÖDÜL TÖRENİ


Jüri adına MHP MYK üyesi de olan Doç.Dr. Vedat Bilgin kısa bir konuşma yaptı. Bilgin "Konuşmasında bu ödül töreninin her 5 yılda bir çeşitlendirilerek devam edeceğini" temenni ettiğini ifade etti.


Ödül töreninde bir konuşma yapan Bahçeli ise konuşmasında şu sözlere yer verdi:


 


Değerli Dava Arkadaşlarım,


Kıymetli Ülküdaşlarım,


Muhterem Konuklar,


Partimizin kurucusu ve lideri, büyük Türk milliyetçisi Alparslan Türkeş Bey'in onbirinci vefat yılında bu anlamlı toplantıyı düzenleyen ve katılan bütün arkadaşlarımı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.


Seksen yılık bir hayatı şerefle yaşayan merhum liderimizin bütün yönleriyle tanınmasının, bugün onun yolunda yürüttüğümüz siyasal mücadelemize ayrı bir güç ve özel bir anlam katacağı kanaatindeyim.


Bu itibarla, yapılan toplantıların, etkinliklerin, yarışmaların, bu büyük dava adamını, onu hayatta iken tanıma fırsatı bulamamış yeni kuşaklara anlatmak için önemli bir vesile olmasını diliyorum.


Değerli Dava Arkadaşlarım,


Dünyadaki bütün atılımlar, yüreği milleti için yanıp tutuşan, cefa çeken ve inançlarını samimiyetle savunan, yüksek iradeye ve sarsılmaz azme sahip seçkin insanların liderliği altında başlamış ve başarılmıştır.


Büyük davaların çoğu, mutlaka ve öncelikle, bu büyük adamların omuzlarında taşınmış ve ancak onların büyük ülküleriyle yoğrulduktan sonra tarihe ve insanlığa bir istikamet verebilmiştir.


Bu açıdan bakıldığında, Türklük ülküsü ile Türk milliyetçiliği davasının günümüze kadar uzanan şerefli siyasal geçmişindeki en önemli mevkiinin, merhum Alparslan Türkeş Bey'e ait olduğuna dair asla bir kuşkumuz yoktur.


O, yüzyıla yaklaşan Türk milliyetçiliğinin çile ve mücadeleyle geçen tarihinin, çok önemli bir bölümüne yakından şahit olmuş, bu sürecin yaklaşık son elli yılına bizzat müdahil olarak, varlığı ile bu mücadeleye farklı bir anlam kazandırmıştır.


İlk gençlik yıllarından itibaren vefatına kadar geçen hayatı, milliyetçilik için verdiği muhteşem mücadelenin ve ülkücü gençliğin yetişmesi için harcadığı şerefli ömrün aziz hatıraları ile doludur.


Bugün takipçisi olduğumuz bu siyasal hareket, vatan coğrafyasında kök salabiliyorsa, bu bina çatısı altında ve bu toplantıda bir arada bulunabiliyorsak, aramızdaki manevi bir bağ bizleri burada toplamaya vesile oluyorsa; bu güzelliklerde tartışmasız en önemli pay merhum liderimize aittir.


Türkeş Bey, gençlik yıllarından itibaren gönül verdiği Türklük yolunda, karşısına çıkarılan engellere rağmen, asla yılgınlığa ve umutsuzluğa kapılmamıştır. Büyük adamlara has yüksek bir karakter göstererek, gerçek bir liderin bütün hasletlerini yeri ve sırası geldiğinde birer birer ortaya koymuştur.


Hayatı boyunca yalnız kalmaktan hiçbir zaman korkmamış, ancak onun en büyük kaygısı ülküsüz ve hedefsiz kalmak olmuştur. Bu karakter yüksekliği, onun hiçbir zaman yalnız kalmasına da imkân vermemiş, etrafına toplanarak kendisine inanan ülküdaşları ile her zorluğun altından kalkmasını bilmiştir.


Özellikle ikinci Dünya Savaşından sonra yaşanan soğuk savaş yıllarının güç dengeleri arasında, Türklüğün ve milliyetçiliğin kudretini fark etmiştir. Bu isabetli teşhisle, Türkiye'mizle sınırlanmayacak kadar geniş bir vizyon oluşturan stratejik öngörüleri, bir kehanet gibi gerçekleşmiş, tarih de hep haklı çıkarmıştır.


Bu açıdan, Türkeş Bey'in mücadelesini ve hayatını anlamanın en doğru yöntemi, artık onunla özdeşleşmiş olan Türk milliyetçiliğinin iftihar edilecek tarihini incelemekten ve bilmekten geçtiği düşüncesindeyim.


Değerli Arkadaşlarım,


Bugün Türk siyasetinde milliyetçilik, yalnızca hissiyat ve heyecan boyutunda kalmadan, hamasetin ötesinde, gerçekçi ve uygulanabilir bir siyaset ve yönetim projesi haline gelmişse, bunda merhum Başbuğumuzun yeri, önemi ve emeği çok büyüktür.


O, önce ülkemizi kurtaran, daha sonra Cumhuriyetimizi kuran en dinamik güç olan Türk milliyetçiliğinin ve milliyetçilerin sonraki yıllarda hiç de hak etmediği muamelelerle dışlanmasını asla kabullenmemiş, bu davayı yeniden Türkiye'yi yönetecek bir zenginlik ve seviyeye kavuşturmak için mücadele vermiştir.


Milletçilik eksenli bu toplum ve siyaset projesi süresince, milletimizin değerleri, inançlarımızın gerekleri ve çağın gerçeklerini mükemmel bir sentezle bir araya getirmeyi hedeflemiş, hayatın her alanını, sorunların tamamını kapsayan formüle edilmiş çözümler önermiştir.


Bu doktriner yaklaşım ile Türk milliyetçiliği düşüncesi; bugün ülkemizin en çok ihtiyacı olan geçmişle geleceği, gelenekle çağdaşlığı, devletle milleti, inançlarla laikliği birbirine bir terkip oluşturarak bağlayan bir anlayışın da temsilci olmuştur.


Cumhuriyetimizin kuruluşundan, Atatürk'ün ölümüne kadar siyasetin merkezinde bulunan Türk milliyetçiliğinin, dayatmalarla değişen toplumsal algıdaki yerini yeniden merkeze çekebilmek için, bugün verdiğimiz mücadeleyi, merhum Türkeş Bey'le o dönemlerde başlatmıştır.


Elbette ki bu mücadelesi öyle çok kolay gerçekleşmemiş, topluma yön veren mihraklar tarafından milliyetçiliğin merkez değer olarak kabulünde bağnazlıklar ve dirençler yaşanmıştır. 


Özellikle 1938 yılından sonra giderek halktan kopan elitlerin aykırı, kutup, aşırı olarak tanımlanan milliyetçiliğe yakıştırdıkları bu iftiraların önüne geçmek için mücadele vermiş; sükûneti, olgunluğu, ciddiyeti ve karizması ile yalan duvarlarını birer birer yıkmıştır.


Milliyetçiliğin hor ve hakir görüldüğü, hatta suç kabul edildiği dönemlerde, karalamaları ortadan kaldırmak, faşist, nazi, kafatasçı, ırkçı gibi ağır suçlamaları bertaraf etmek için, etrafına topladığı yürekli ve kültürlü Türk aydınları ve kendi eli ile yetiştirdiği ülkücü gençlikle adım adım mesafe almıştır.


Biliniz ki, bu mücadele hala devam etmektedir. Bugünlere kolay gelmeyen Türk milliyetçiliği hareketinin gerisinde baskı, zulüm ve tuzaklara karşı direniş, şahadetle şereflenmiş onurlu bir mazi ve onların da arkasında Türkeş Bey'in liderliği bulunmaktadır.


Kıymetli Dava Arkadaşlarım,


Muhterem Misafirler,


Bu, çok yönlü ve çok merkezli yoğun mücadele alanında, her birine ayrı ayrı zaman ve enerji ayıran merhum Başbuğumuz, milliyetçilik karşıtı önyargıların ve bir tortu haline gelmiş yanlış kanaatlerin aşılması için, siyasi duruşumuzu aziz milletimize doğrudan aktaracak bir ilişkiler yöntemi de takip etmiştir.


Milliyetçiliğin aziz milletimize bir siyasal disiplin içinde, önce ulaşması, sonra tanınması ve taraftar bulması, nihayetinde ise teşkilat kurulması başarılmış ve bu gelişmeler siyasette farklı bir mücadele alanını da ortayla çıkarmıştır.


Bu zorlu süreçte, Türk milliyetçiliği fikrinin yalnızca tasavvur olmaktan çıkarak, bir yönetim projesi haline gelmesi ve siyasal anlamda partileşerek milletimizde kök salmaya başlaması O'nun çizdiği yol haritası ile mümkün olabilmiştir. Karşılaşılan zorluklara rağmen milliyetçi hareket, bir siyasi duruş ve politik yöntem olarak halka ulaşmayı bu yolla başarmıştır.


Milliyetçiğin tarihi bir karar anı ve kritik bir dönüm noktası olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurulması da bu anlamda değerlendirilmelidir. Partimizin varlığı ve gelişmesi de, milliyetçi aydınların ve üniversite gençliğinin, fikriyatımızın menbaı olan aziz milletimizle adım adım kucaklaşmasının bir eseri olarak yorumlanmalıdır.


Milliyetçilik ülküsü ile milletimizin değerlerinin kaynağında buluşmasını ifade eden bu siyasallaşma hadisesi sonunda partimiz Türk siyasetinde sağlam bir zemin ve güvenilir bir dayanak bulabilmiştir.


Milliyetçiliğin milletimize tanıtılması, milletimizin de milliyetçilikle kucaklaşması demek olan bu süreçte, giderek artan bir teveccüh ile genç vatan evlatları, milliyetçilik-ülkücülük etrafında bir çığ gibi toplanmışlardır.


Bu dönem, dağınık ve kararsız milliyetçi fikirlerin, ilmek ilmek örülmesini gerektiren, zahmet, sabır ve meşakkatle yoğrulmuş bir temel atma dönemi ve toparlanma süreci olarak değerlendirilmelidir.


Bu tarihle birlikte, gelişmelere damgasını vuracak iki muhteşem eser, Merhum Türkeş Bey'in emaneti ve mirası olarak bugüne kadar büyüyerek gelmiştir.


Bunlardan biri, gençliğin aydınlanma merkezi olarak iftihar ettiğimiz Ülkü Ocakları, diğeri ise, başlı başına bir siyaset ekolü haline gelmiş olan ve mensubu olmakla övündüğümüz Milliyetçi Hareket Partisi'dir.


Ve, bu iki kuruluşu, üç hilalli ve bozkurtlu sembolleriyle bugünkü anlamıyla bir evrensel marka haline getiren de elbette ki Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey'den başkası değildir.


Bu geçiş döneminde, üzerine titrediği ülkücü Türk gençliğini ve Milliyetçi Hareketi, yalnızca Türkiye'mizin değil Türk ve İslam havzasının geleceğini de belirleyen çok büyük bir güç unsuru olarak yetiştirmeyi ve yaşatmayı başarmıştır.


1980 sonrası süreçte cebren kesintiye uğrayan siyasal hareketimiz, yine O'nunla toparlanmış, Türk milliyetçiliği yeniden ve kaldığı yerden Türkeş beyin kılavuzluğunda yola çıkmıştır.


O'nu kaybettiğimiz 1997 yılına kadar güvenirliğin, itibarın, olgunluğun, ilkeli tutumun, dürüstlüğün, namusun bir timsali olmuş, dost ve düşman tarafından bu hasletleri ile kabul görmüş ve övülmüştür.


Muhterem Arkadaşlarım,


Bir kişiden başlanılan bir yolculuğun sonunda bugün davamızın ulaştığı seviye, Başbuğumuzun ve önderliğindeki kadrolarının idealist çabalarının neticesidir.


Eseri olan ülkücü kadrolar da tıpkı liderleri gibi, milli varlığımıza yönelik tehditlerin attığı en sıkıntılı anlarda, gözlerini kırpmadan ortaya atılmış ve vatan sevgisinin sınavını ölüm karşısında şerefle verebilmiştir.


Bugün Türkeş Beyin başlatmış olduğu hareketin sonunda, milliyetçilik öylesine vaz geçilemez bir fikir ve aksiyon haline gelmiştir ki, geçmişte karalamaya çalışanlar bile bugün milliyetçiliğe talip olmaya başlamışlardır.


Bu, baskı ve zulümle devam eden bir mücadele sürecinden sonra, milliyetçiliğin bir zaferi ve vefatından ardından bile yine haklı çıktığının bir işaretidir. Bugün siyasal tartışmaların merkezinde milliyetçilik vardır. Artık Türkiye'mizde siyasal gündemi belirleyen en dinamik güç milliyetçiliktir.


Milliyetçi Hareket, artık sadece siyasi hayatımızın temel denge unsuru değil, aynı zamanda Türk Milleti'nin ümidi, birliğimizin ve geleceğimizin yegane teminatı haline gelmiştir.


Ancak, hiç kimsenin milliyetçiliğe talip olmadığı dönemlerden, şimdi herkesin milliyetçi olduğunu iddia ettikleri günümüzde, gerçek milliyetçileri ve ülkücüleri bekleyen bir tehlike de doğmuştur.


Bu tehlike, milliyetçi ideolojinin, çeşitli mihraklarca sulandırılması ve dejenere edilmesi halidir ki bu milliyetçiliğin reddedilmesinden de daha vahim, tehlikeli ve dikkat edilmesi gereken bir sürecin önümüzde olduğunun da bir işareti sayılmalıdır.


Nitekim, Türk milletine O'nun açtığı bu kutlu yolda rehberlik ederken, Türkiye üzerindeki oyunların tamamı, partimiz ve ülkücüler üzerinde de oynanmaktadır.


Ancak, ne mutlu ki, Türk milliyetçileri ve ülkücü gençlik, önlerine konmaya çalışılan tuzakların farkındadır. Karşımıza çıkması muhtemel sorunların nasıl aşabileceğinin bilincindedir. Bu nedenle nifak çabaları boşuna, senaryolar beyhudedir.


Aziz Dava Arkadaşlarım,


Hepinizin bildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti, demokrasinin kuralları içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden çıkan hükümetlerce, yönetilmektedir. Bu nedenle, milletimizin idaresine talip olmak, tek başına iktidara ulaşmak her Türk milliyetçisinin hedefi olmalıdır.


Milliyetçilik mücadelemizin perspektifi ve geleceğe yönelik izdüşümüne bakıldığında bu hedef yakındır, ancak kendiliğinden gelecek mukadder bir sonuç da değildir.


Yüzlerce yıllık geçmişteki zaferle ve ihtişamlı tarihi başarılar elbette ki bizimdir. Milletimizin eseridir. Onlarla iftihar etmek her milliyetçi-ülkücü dava adamının gönül borcudur. Ancak,  geçmişe takılıp kalmadan geleceğin başarılarını da sahiplenmek ve bunlarla övünmek de maksadımız olmalıdır.


Bu hedefe ulaşmakta, her Türk milliyetçisine düşen asli görev ve sorumluluk;


- Gelecekte nasıl bir Türkiye, ve nasıl bir dünya istediğini,


- Geleceği kimlerle ve nasıl paylaşmak arzusunda olduğunu,


- Torunlarının nasıl bir gelecekte yaşamasını dilediğini önce kendisinden sorgulaması ve bunu yüksek sesle düşünmesidir.


Türk milletinin önümüzdeki yüzyıllarda dünya üzerindeki yerini ve derecesini belirleyecek olan irade, bu soruya karşılık vicdanınızın, kültürünüzün, şuurunuzun, hissiyatınızın, inancınızın ve heyecanınızın vereceği müşterek cevapta saklıdır.


Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey'i bizlerden ayıran en belirgin özellik de, işte bu kendini ve dünyayı sorgulayan ve ona anlam katan tahlil ve terkip yöntemlerinde ve düşünce sistematiğinde aranmalıdır.


Milliyetçiler, ülke sorunlarını aşmanın yolunun, ayrılıkları derinleştirmek, kavgaları kızıştırmak, insanlarımızı birbirine düşürmek gibi yöntemlerle bulunamayacağını bilmekte; uzlaşma, hoşgörü, dayanışma ve yardımlaşma ile başarıya ulaşılacağını savunmaktadır.


Bugün, soğukkanlı, sağduyulu, gerçekçi ve samimi yaklaşımlar sergileyen Türk milliyetçilerde, bu güzel hasletlerinin gelişmesinde şüphe yok ki, bizlere şahsiyeti, ahlakı, fikirleri ve aksiyonu ile bir rehber olan merhum liderimizin etkisi büyüktür.


Bize düşen görev, binbir emekle elde ettiğimiz siyasal kazanımlarımızı geriye döndürecek ve ideolojik hareketimizin hızını yavaşlatacak tuzaklara dikkat etmek olmalıdır.


Değerli Dava Arkadaşlarım,


Muhterem Ülküdaşlarım,


Bildiğiniz gibi, bundan tam bir yıl önce, Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey'in aziz hatırasını yâd etmek ve ülküsünü canlı tutmak maksadıyla bir yarışma düzenleme kararı almıştık.


Vefatının onuncu yılında 4 Nisan 2007 tarihinde başlattığımız bu yarışma, Başbuğumuzun doğumunun doksanıncı yıl dönümü olan 25 Kasım 2007 tarihinde sonuçlanmıştır.


Söz konusu yarışmaya çok sayıda eser katılmış, gençlerimiz, Türkiye'mizin, Türk milletinin geleceğine yönelik değerli fikirlerini bizlerle paylaşmak ve yol göstermek için yoğun bir alaka göstermişlerdir.


Seçici kurulun mümtaz üyeleri, katılan eserler arasından seçim yaparak toplam dokuz çalışmayı ödüle ve mansiyona değer görmüş, partimizin yetkili kurullarına teklifte bulunmuşlardır.


Bu itibarla Türkeş Bey'in 11. vefat yıldönümüne rastlayan bu günde, onun hatırasına binaen, hak sahiplerine ödüllerini vermekten duyduğum memnuniyeti huzurlarınızda ayrıca belirtmek istiyorum.


Eserlerin seçilmesinde değerli katkıları olan mümtaz "Seçici Kurul" üyelerine, ödül alsın veya almasın, yarışmaya heyecanla ve ilgiyle katılan bütün eser sahiplerine teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.


Merhum Türkeş Bey'in bir kez daha hasret ve rahmetle hatırlanmasına vesile olan bu yarışmada, ödüle layık görülen eser sahipleri olan geçlerimizi ayrı ayrı tebrik ediyor ve başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.


Bu anlamlı toplantıya katılarak, duygularımızı paylaşan davetlilere sağlık ve esenlikler temenni ediyorum.


Bu duygu ve düşüncelerle, merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey'e, aziz dava şehitlerimize ve bugün hayatta olmayan muhterem ülküdaşlarımıza Cenab-ı Allah'tan bir kez daha rahmet diliyorum.


Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

 

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin AKP’nin kapatılması için açılan dava hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması
Baki Dural tarih 15.03.2008, 17:04 (UTC)
 

Yargıtay Başsavcısının laikliğe aykırı fiillerin odağı olduğu gerekçesiyle açtığı kapatma davası, bütün yönleriyle tartışılacak çok ciddi bir gelişme olmuştur.


Siyasi partilerin uymaları gereken esaslar, partilerin kapatılma nedenleri ve bu sürecin tabi olacağı usuller Anayasa’da belirlenmiştir.


Hukuki süreç başlatılmıştır. Bu nedenle konunun hukuki yönleri üzerinde bir yorum ve değerlendirme yapmak doğru olmadığı gibi, yersiz ve gereksizdir.


Bu aşamada herkesin yapması gereken bu sürecin sonuçlanmasını beklemek ve Anayasa Mahkemesi’ni etkileyecek davranışlardan özenle kaçınmaktır.


Bununla birlikte bu son gelişmeyi ve sonuçlarını değerlendirirken şu hususları herkesin çok iyi düşünmesi gerekir.


Altmışbeş aydır iktidarda olan bir siyasi partinin kapatılması için dava açılması, hukuki yönleri bir tarafa bırakılsa da, çok vahim siyasi sonuçları olacak bir durumdur.
Büyük bir Meclis çoğunluğuna dayanarak iktidar olan bir siyasi partinin kapatılması için başlatılan sürecin siyasi sonuçlarının yapacağı tahribat, bunun hukuki sonuçlarından çok daha önemli ve öncelikli bir konu olarak görülmelidir.
- Anayasa Mahkemesindeki dava sürecinin ne kadar zaman alacağını bugünden kestirmek mümkün değildir.



- Dava sürecinde iktidar olarak siyasi yetkililerini kullanmayı sürdürecek olan AKP’nin TBMM ve hükümet düzeyindeki tasarruflarının tümü tartışmalı ve şaibeli hale gelecektir.


Bahçeli: "Kapatma Davası Çok Vahim Siyasi Sonuçlar Doğuracak


- Çok ciddi iç ve dış güvenlik sorunları ile karşı karşıya olan Türkiye kritik bir dönemden geçmektedir. Bu sancılı süreçte; terörle mücadele, etnik bölücülük, uluslararası çalkantılar ve krize dönüşme işaretleri veren ekonomik ve sosyal sorunlar hayati önem taşımaktadır.


Açıkça belirtmek isterim ki; böyle bir ortamda Yargıtay Başsavcısının bu süreci başlatırken bunun siyasi sonuçlarını ve yapacağı tahribatın niteliği ve boyutlarını çok daha dikkatli olarak değerlendirmiş olması gerekirdi.
- Bu çerçevede, kapatma davası açmak yerine laikliğe aykırı fiillerden sorumlu olan parti üyeleri, yöneticileri ve milletvekilleri hakkında bireysel soruşturma süreçleri başlatılması daha uygun bir yöntem olabilirdi.


Parti kapatma konusundaki siyasi tecrübelerimizin de bu kapsamda çok iyi değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
- Çok partili siyasi hayata geçtiğimiz dönemden bugüne kadar 28 siyasi parti kapatılmıştır. Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan bu yana kapatılan siyasi parti sayısı 24 olmuştur.


- 12 Eylül darbesi sonrası ara rejim döneminde de bütün siyasi partiler kapatılmıştır. Ancak, bu partiler yeniden kurulmuş ve bugün de farklı isimlerle de olsa siyasi misyonlarını sürdürmektedirler.


- Demokratik rejimin ve siyasi hayatımızın istikrar kazanamamasının temel nedenlerinin başında, bu müdahaleler sonucunda siyasi partilerin kurumsallaşma ve kökleşme süreçlerinin sekteye uğraması gelmektedir.


- Türkiye’de demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla gelişememesinde ve gerçek anlamda kök salamamasında en büyük etken bu olmuştur.


Yasama, Yürütme ve Yargı’nın görev ve sorumlulukları Anayasa’da açıkça belirtilmiştir. Her kurum bu çerçevede görev ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmek durumundadır. Ancak Anayasal düzeni ve dayandığı ilkeleri korurken, Türkiye’yi bir siyasi kaosun içine sürüklemekten ve çok ağır siyasi sorunlar yaratmaktan kaçınmak da herkes için bir yükümlülük olarak görülmelidir.
Bunun yanı sıra, Anayasa’nın dayandığı temel ilkelerin, siyasi partilerin kapatılması yoluyla korunamayacağı da Türk demokrasisinin bu alandaki talihsiz tecrübesiyle sabittir.
- Bu yöndeki zorlamaların Türk siyasi hayatında fiiliyatta doğurduğu sonuçlar bütün açıklığıyla ortadadır.


Yargı organlarının verecekleri hükümler hukuki bakımdan tartışılmazdır. Ancak, bunların Türk milletinin vicdanında karşılık bulması ve kabul görmesi de göz ardı edilemeyecek sosyal ve siyasi bir gerçektir.
- AKP’nin siyasi tasfiyesini ancak Türk milleti yapabilecektir.


- Bunun yeri, yolu ve yöntemi de, milli iradenin tecelli edeceği seçim sandığıdır.


AKP’nin kapatılması için hukuki sürecin başlatılmış olması karşısında, Türkiye’nin çok ağır bir siyasi kaosa sürüklenmesinin önüne geçilmesi için şu hususları siyasi partilerin değerlendirmesine sunmak isteriz:
- Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinin gözden geçirilerek, siyasi partilerin 68. maddenin 4. fıkrasına aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılması yerine, bu fiilleri işleyen parti üyeleri, yöneticileri ve milletvekillerinin bireysel olarak sorumlu tutulmasını ve bunlar hakkında cezai soruşturma ve yaptırım uygulanmasını öngören yeni bir düzenleme yapılması üzerinde durulabilecektir.


Terörle organik bağı ve eylem birliği olan ve terörü bölücü amaçlar için bir vasıta olarak gören siyasi partilerin durumu ayrı bir değerlendirme konusu olabilecektir.


- Milliyetçi Hareket Partisi bu hususların kamuoyunda tartışmaya açılmasının yararlı olacağını düşünmektedir.



 
Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı 

 

MHP Grup Başkanvekili Şandır: "Bu Çağda Böyle Bir Dava Açılmasını Üzüntüyle Karşılıyoruz"
Baki Dural tarih 15.03.2008, 17:03 (UTC)
 

AK Parti hakkında açılan kapatma davasını değerlendiren, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, parti olarak bu çağda böyle bir dava açılmasını üzüntüyle karşıladıklarını söyledi.



Şandır, Cihan Haber Ajansı muhabirinin kapatma davası ile ilgili sorularını cevapladı.  
Davanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılmasının demokrasi ve ülke adına üzüntü verici bir durum olduğunu vurgulayan Şandır, "Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğüne herkesin sığınması ve saygı göstermesi gerekir. Ama ne olursa olsun cumhuriyetimizin ve hukukunun gereğine herkesin uymalı. Bir süreç başlamıştır. İddiaları siyaseten yorumlamamız doğru değil. Sükûnetle beklenilmesi gerekir. Bir yargı hadisesini yorumlamanın faydası olmaz. Yargının sonucunu saygıyla bekliyoruz" diye konuştu

 

Yakınları, Ukrayna'da Hayatını Kaybeden MHP'li Mehmet Gül'ü Anlattı
Baki Dural tarih 15.03.2008, 17:02 (UTC)
 


Ukrayna'da geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hayata veda eden MHP eski İstanbul Milletvekili Mehmet Gül'ün ölüm haberi yakınlarını hüzne boğdu. Hayat arkadaşının kaybetmenin acısını yaşayan Cemile Ümran, Gül'ün sağlık durumunun iyi olduğunu, ölümüne bir türlü inanamadığını söyledi.



Yakınları Ukrayna'da geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hayatını kaybeden MHP eski İstanbul Milletvekili Mehmet Gül'ü anlattı. Acı haberi duyan yakınları Gül'ün Florya'daki evine gelerek taziye ziyaretinde bulundu. Omuz omuza siyaset yapan arkadaşını anlatan Ülkü Ocakları eski Başkanı Mustafa Verkaya, "Mehmet Gül bizim hem geçmişimizi hem geleceğimizi temsil eden bir dava arkadaşımızdı. Burada bulunan tüm arkadaşlarımızın ortak mazisi olan o mazi ki sıradan bir mazi değil, içinde acılar, ızdıraplar, yiğitlik, mertlik kahramanlık olan bir mazi. Gülle tüm arkadaşlarımızı önemli değerler paylaştı. Kamuoyundaki adı ülkücü, MHP'li Mehmet Gül olarak bilinebilir. Mehmet Gül ve onun arkadaşları Türk siyasetine yön verdiler. Bugün anayasada milliyetçilik, Atatürk, Türk milliyetçiliği hala dibacede yer alıyorsa; Türk devleti ulus devlet olarak var olamaya devam ediyorsa; Türk çocukları milliyetçiliği çok kıymetli vazgeçilmez bir değer olarak kabul görüyorsa; bunda Mehmet Gül'ün koyduğu tuğlaların çok büyük ama çok büyük yeri vardır" dedi. 
 
Hayat arkadaşını kaybetmenin acısını yaşayan Cemil Ümran Gül'ün çok olduğunu belirterek, "Gençlik yıllarından daha iyi ve sağlıklı bir şekilde gitti. İnanmıyorum inanmak istemiyorum. Sabah konuştuk. Ona buraya gelene kadar 'dayan' dedim. Çok sağlıklı bir sesle 'ben iyiyim' dedi. O öyle konuştuğu için güç aldım. Daha sonra kaybettik. Meral Akşener hep ilgileniyordu. Seyahati çok severdi. Dün gece saat 03.00'te hasta olduğunu söylediler. Biz onu getirtmek için uçak temin etmeye çalışıyorduk. Biz herkesten sonra duyduk. Telefonlarımız kesildi. Sessizlikten sonra çocuklarımdan duydum, iş için gitti. 11 aydır ameliyat öncesi ve sonrası hiç yurtdışı seyahati yapmadı. Gitmemesini söyledim. Ama o doktorlarından izin aldığını söyledi. Valizini kendi hazırladı" diye konuştu.
Gül'ün yakın arkadaşı MHP eski milletvekili Ahmet Çakar, Gül'ün dava arkadaşı olduğunu söyleyerek, "Dava arkadaşımıza değerli kardeşimize Allah'tan rahmet yakınlarına ve ailesine sabır diliyorum. Biz savunduğumuz fikir ve düşünce itibariyle onun temelinde imanı esas almış olan, büyük bir hareketiz. Türk milliyetçilik ülküsünün mücadelesini vermiş arkadaşlarız. Mehmet Gül'le aynı üniversitede okuduk, beraber yetiştik. Onurlu bir mücadeleyi birlikte sürdürdük. Birlikte o tuğlaları üst üste kurduk. Mehmet Gül Bey bizim önde giden arkadaşlarımızdan biridir. Bu bizim literatürümüzde kahramanlıkla tabir edilir. Kitlemize öncülük ve önderlik yaptı. Türk milletinin bağımsızlığı için önemli fikirlerini ortaya koydu. Yüreğimiz yanıyor. Bir millet uğruna hayatını ortaya koymak önemli bir iştir. Her zeminde Türk milletinin düşmanlarına karşı tavrını ortaya koymuştur. Biz omuz omuza birlikte olduk. Mehmet Gül gibi bir dava arkadaşımız olduğu için çok mutluyuz. Kişi sevdikleriyle birliktedir. Biz hep onunla birlikte olacağız" diye konuştu.
Gül'ün Ukrayna da arkadaşlarıyla birlikte bir iş seyahatinde olduğunu söyleyen Çakar, ölümün her an gelebileceğini sebeplerinin bahane olduğunu dile getirdi. Mehmet Gül'ün de Allah'ın kulu kendilerinin dava arkadaşı olduğunu belirten Çakar, "Gül de günü ve saati geldi için ölümü tattı. Tedavi süreci devam ediyordu. İlaçlarını kullanıyordu. Ben bir hafta önce görüştüm. Çok sağlıklıydı. Organ naklinde özellikle karaciğer naklinde 3-4 ay çok hassas bir dönem. Biz kendini ihmal ettiği kanaatindeyiz. O eve kapanacak bir insan değildi. Orada da 3 saat süren sohbetler yapıyordu. Davasıyla ilgili olan aşkı devam ediyordu. 70-80 dönemini yaşayan arkadaşlar olarak günümüzü bunlara harcıyoruz. Nerede olursa olsun laf mutlaka devlet ve millet meselesine gelir tartışırız" ifadelerini kullandı.
DP eski genel başkan yardımcısı Celal Adan, Türk milletinin önemli bir değerini kaybettiğini söyleyerek, "O hep Türkiye adına umutluydu. En karamsar dönemde çıkış yolları arayan, milletine güvenen bir insandı" diye konuştu.
Avukatı Fethi Yıldız, Mehmet Gül'ün ülkücü hareketinin çok önemli bir insanı olduğunu belirterek, Gül'ün perşembe günü Türkiye'ye dönmesini beklediklerini Gül'le en son salı akşamı görüştüğünü dile getirdi.
Gül'ün durumunun çok iyi olduğunu söyleyen Yıldız, "Kiev'de arkadaşlarıyla Türkiye meseleleriyle ilgili konuşurken fenalaşıyor. Kiev'de bir hastaneye kaldırıyorlar. Bir pıhtı oluşmuş. Durumu kötü değilmiş. O pıhtı için bir filtre takılması konusunda aileden onay aldıktan sonra filtre takılmış. Durumu biraz daha iyiydi. Ama bir süre sonra tekrar pıhtı devam ediyor. Bir kaç kez tekrar ettikten sonra kan değerleri kontrolden çıkıyor. Karaciğeri de iflas etti. Kalp mesajıyla hayata döndürüyorlar. Bir süre sonra makineye bağlı yaşamış. Daha sonra ruhunu teslim etmiş" şeklinde konuştu.
Gül'ün işadamı yakın arkadaşı Enver İpek, Gül'le 80 sonrası 12 Eylül'le birlikte 28 senelerinin hep birlikte dolu dolu geçtiğini söyledi.
İpek, 12 Eylül'le birlikte yalnız kaldıklarını arkadaşlarımız cezaevinde olduğunu dile getirerek, "O dönemlerde Nihal Atsız beyin bir şirini okurdu. Çok küçük insanların çok iyi yerlere geldiğini görür, onların cüce insanlar olduğunu söylerdi. En son Azak kalesini gezdik. İki sefer Kiev'e gittik. Bütün Osmanlı'nın terk ettiği yerleri birlikte gezdik. Onun yeri doldurulmaz Türk milliyetçileri büyük bir lider kaybetti" dedi.
Eski cinayet masası dedektifi Adil Kılıç ise Gül'le çok ilginç bir şekilde tanıştıklarını söyledi. Gül'ün 30 yıl önce yine bir iftiraya maruz kaldığını söyleyen Kılıç, "Ben o zaman cinayet masasında dedektiftim. Kendisini niye aldıklarını bilmediğini söyledi. Polislere sordum. Onlarda Gül'ü neden aldıklarını bilmediklerini söyledi. Daha sonra suçu olmadığı için serbest bırakıldı. Seneler sonra görüştük. Yine bir iftirayla emniyete alındı. Suçsuz olduğu için serbest bırakıldı" ifadelerini kullandı

 

MHP eski milletvekili Mehmet Gül vefat etti
Baki Dural tarih 14.03.2008, 14:08 (UTC)
 

Milliyetçi Hareket Partisi eski İstanbul Milletvekili Mehmet Gül, Ukrayna'da hayatını kaybetti. Mehmet Gül, karaciğer nakli dolayısıyla bir süredir tedavi görüyordu.



Mehmet Gül, yaşamını yitirdi. Edinilen bilgilere göre, Gül, Ukrayna’nın başkenti Kiev'de geçirdiği rahatsızlığın ardından kaldırıldığı hastanede, yaşamını yitirdi.


Gül'ün kan pıhtılaşması sonucunda yaşamını yitirdiği belirtiliyor.


MHP eski milletvekili Mehmet Gül, Ukrayna’da yaşamını yitirdi.


Edinilen bilgilere göre Gül, dün gece Ukrayna’da fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Belli bir süre yaşam ünitesine bağlı kalan Gül, daha sonra yaşamını yitirdi.


Mehmet Gül’e 2007 yılında Hepatit-B’den siroza dönüşen hastalığı sonucu karaciğer nakli yapılmıştı.


Gül’ün hastaneye yatırılması üzerine ailesi ve Türk Büyükelçiliğinden yetkililer hastaneye giderek durumu hakkına bilgi aldıkları bildirilirken ölümünün ardından ailesinin cenazeyi Türkiye’ye getirmek için çalıştığı öğrenildi.


Gül’ün sık sık işadamı kimliğiyle Ukrayna’ya gittiği ve oradaki işadamlarıyla temaslarda bulunduğu bildirildi.


MEHMET GÜL KİMDİR?


1950 Türkiye Büyük Millet Meclisi 21. Dönem İstanbul milletvekili olarak siyaset dünyasında yer aldı. 1950 yılında Yozgat'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Gül TÜMİSAD başkanı ve BJK üyesi olarak biliniyor. Evli olan Mehmet Gül'ün 3 çocuk sahibi idi.


MHP İstanbul İl Başkanlığı'ndan açıklama



MHP İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu'nun mesajı şu şekilde:

Öğrencilik yıllarından beri kendisini kendisini Türk milletinin varlığına, birliğine ve yücelişine adamış, milliyetçi, vatanperver, idealist bir dava adamı olan değerli Dava Adamı Mehmet Gülün vefatını büyük bir üzüntü içerisinde öğrenmiş bulunmaktayım. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine, dava arkadaşlarımıza ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Mehmet Gül Beyin cenazesinin Türkiyeye getirilişi ile ilgili çalışmalarımız MHP Genel Merkezimiz ve İstanbul İl başkanlığımızca yürütülmektedir .

Mehmet Gül Beyin cenazesi cuma günü saat 14.00 de Yeşilköy Havaalanı'nda olacaktır, cumartesi günü öğle namazına mütakip Fatih Camii'inden kaldırılacaktır

 

<- Geri  1  2  3  4  5  6 Devam -> 

 

Reklam
 
MEVZU BAHİS VATANSA GERİSİ TEFARRUATTIR
 

YOUTUBE VİDEOLAR

BİZİM SEÇTİKLERİMİZ

TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN
 

EKLENECEK

TÜRKLÜK BEDENİMİZ İSLAMİYET RUHUMUZDUR
 
RUHSUZ BEDEN CESET OLUR
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
 

HEPİNİZ BİRER TÜRK
BAYRAĞISINIZ BAYRAĞI YERE DÜŞÜRMEYİN LEKELEMEYİN KİRLETMEYİN
____________ Kendinizi
küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir
 zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir.
 Birlik, beraberlik içinde olmaktır. ____________ İslâmiyeti
ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede
 gaflet ve ihanettir. A.TÜRKEŞ

 
Bugün 17 ziyaretçi (94 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
HAZIRLAYAN BAKİ DURAL